Türkiye ciddiyetini kaybediyor. Çok ciddi ve önemli hadiseler geçiştiriliyor... Boğuntuya getirilerek insanların onurları zedeleniyor. İşin en önemli yanı da, toplumun "genleri" ile oynandığından üzücü sonuçlar sinyal veriyor.
Yıllar ne kelime? Asırlardır "kahtı rical" den şikayet eden bir toplumda "adam gibi adam"lar yargısız infaza tabi tutularak küstürülüyor.
Yetişen nesillerin örnek alacağı "mükemmel" insanlar teker teker sahayı terkediyor. Türkiye ilim, fikir, sanat ve estetik alanlarda çölleşiyor...
Bu kavurucu çöl ikliminin müsebbibi olan "ideoloji" yirmibirinci yüzyılda bile taraftar bulabiliyor. Bağnazlık, çifte standart ve hazımsızlık sebebiyle nice değerler katledilip, toprağa gömülüyor.
İnsanların kuyusunu kazmakla yetinmeyenler, ayrıca kürek kürek toprak atarak "muhaliflerini" değil, çalışma arkadaşlarını yani "ekiplerini" gömüyor.
Bir ikbal ve istikbal uğruna nice "ulvi değerler" yakılmakta, nice "ulu çınarlar" devrilmektedir.
İsim vererek meseleleri şahsileştirmek istemememize rağmen, çaresiz isim de vereceğiz. Vereceğiz ki kamuoyu gerçekleri açıkça görerek sağlıklı değerlendirmelere ve sıhhatli kararlara ulaşabilsin.
Bilimi, sanatı, dini ve hatta devleti siyasallaştırarak; taraf haline getirenler utansın!..
"Devletin bazı kademelerinde kendisinin görevde kalmasının istenmediği" söylenerek istifaya zorlanan değerli bilim adamı, yılların tecrübeli ve başarılı yöneticisi Prof. Dr. Ömer Faruk Batırel''den bahsediyoruz.
Marmara Üniversitesi gibi bir ilim yuvasında on yıl dekanlık yapan, sonra da iki defa üst üste en çok oy alarak rektör seçilen, bu seçimlerde YÖK Başkanlığı tensibi ile cumhurbaşkanlığınca atanan bir ilim adamı bu usulsüz ve geçersiz yöntemlerle "safdışı" edilmemeliydi...
Onsekiz yılı başarıyla tamamlanmış idarecilikle geçen, otuz yıllık mesleki çalışma ve kariyer; bu tarzda "son" bulmamalıydı... Otuz yıllık kamu hizmeti, bunca emek ve göz nuru, "gözyaşları" ile sulanmamalı, "kadir ve kıymet" bilinmeliydi... Türk milli eğitimi için çok gerekli olan böyle bir eğitimci, böyle bir yönetici ve böyle bir bilim adamı "tetikçi"lerin eline terkedilmemeliydi.
Anarşi, terör ve sosyal huzursuzlukların kol gezdiği, tahriklerin bininin "bir para"ya gittiği kritik dönemlerde bir tek gün bile eğitimini aksatmayan bir yönetici bu tür Bizans entrikalarına feda edilmemeliydi...
"Adam gibi adam"a en çok ihtiyaç duyulan bu dönemde Prof. Dr. Batırel''in yeri doldurulamaz. Bu iddiamızın en büyük ispatı üniversite senatosunun basın açıklamasıdır. Yazık oldu... Çok yazık!.. Kime mi? Tabii ki bu seçkin bilim adamını tasfiye eden "zihniyet"e yazık oldu... Çünkü altın yere düşmekle, çamura ve toprağa gömülmekle, kıymetten düşmez. Aksine talipleri ve arayanları çoğalır.
Değerli hocam, üzülmeyin ve küsmeyin bilimde ve siyasette üzülme ve küsmenin yeri yoktur.
Siyaset "ikbal"e açılan yolsa, onların olsun. Bize "istikbal"e açılan yol olan ilim, irfan ve fen kafidir. Vatan sağolsun!..

