Kaydet
a- | +A

İki üç yıldır insanlarımız arasındaki iletişim kanalları tahrip edildi... Kaynaklar bulandı, mesajlar allanıp pullansa da manada yavan kalındı... Teknolojik gelişmelerin hiçbir faydası olmadı da denebilir.

1970 öncesi yıllarda başlatılan sunî kavga, maalesef bir türlü bitmek bilmedi. 1980 sonrasındaki geçici sükûn devresi de, basiretsiz yönetimler tarafından çarçur edildi. İkibinli yılların "Türk Dünyası" hülyaları ise gölge boksu ile heder edildi. Yemen''den-Kazan''a, Buhara''dan-Belgrad''a şekil veren Türk evlâdı, Avrupa''ya şirin görünebilmek için varını yoğunu seferber etmesine rağmen sonuç alamıyor... Alan, simge, slogan, talan derken "Atı alan Üsküdar''ı geçiyor." İşin en garip yanı da milli ve manevi değerlerin istinatları teker teker düşüyor...

Emr-i vakiler, yalan yanlış açıklamalar ve hukuk dışı uygulamalarla gerçekler saptırılmakta, insanlar sebepsiz olarak mutsuzluğa itilmektedir.

Anayasa ve kanunları sadece metin olarak ele alıp incelemekle hukukçu olunamaz. Gerekçeli kararlar ve bu gerekçeler altında gizli olan ülke ve millet menfaatleri de düşünülmelidir. Anayasamızın birinci maddesi Türkiye Devleti''nin bir cumhuriyet olduğunu vurgular. Hemen akabindeki ikinci maddede cumhuriyetin nitelikleri belirtilir.

Türkiye Cumhuriyeti nitelikleri belli bir cumhuriyettir. Hiç kimse anayasada ve ilgili mevzuatta yer almayan "Muhal bir devlet ve cumhuriyet oluşturamaz!"

Hele kendi zihninde oluşturduğu bu tür bir mevhumu devlet sayıp, ona hizmet edemez. Titri, görevi, rütbesi ve menşei ne olursa olsun her Türk vatandaşı Anayasa''da belirtilen niteliklerdeki cumhuriyetin mensubu, sahibi ve hizmetçisidir.

Anayasamızın ikinci maddesinde yer alan, cumhuriyetin niteliklerini belirleyen gerekçeler belirtilmiş ve tartışılamayacak netlikte kayda geçirilmiştir. Bakınız gerekçeler ne diyor!

"... Demokrasi egemenliğin millete ait olduğu bir siyasi rejimdir. Hiçbir zaman dinsizlik anlamına gelmeyen lâiklik ise, her ferdin istediği inanca, mezhebe sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dini inançlarından dolayı farklı bir muameleye tabi kılınmaması anlamına gelir." (Kuzu, B. Türk Anayasa Metinleri ve İlgili Mevzuat syf.23)

Şimdi gelelim temel hak ve ödevler bölümüne: Anayasamızın 12''nci maddesinde belirtilen "Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez ve vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir." Bu temel hak ve hürriyetlerin de nitelikleri belirtilmiş, gerekçeli olarak kayda geçilmiştir. İşte hukuk açısından temel hak ve hürriyetler; "Temel hak ve hürriyetlerin niteliğini belirleyen bu maddenin ilk fıkrasında bunların bir devlet lütfu olmadığı... vurgulanmıştır!" (Age. syf.31) Şimdi önce köşe komşumuz, değerli dostumuz Mim Kemal Öke ile mutabık olalım. Mevcut anayasa ve hukuki mevzuat içerisinde, ilave bir şart öne sürülmeden, baş örtülmesi ve açılması tartışma konusu yapılabilinir mi?

Şayet simge, ideoloji veya başka tereddüt ve iddialar var ise, bunun ispatı ve adli kovuşturması yapılabilir. Ancak ispat etmesi gereken taraf, hakkı kullanan olmamalıdır. Kamusal alan, özel alan, kapsama alanı, tayyare meydanı gibi mugalatalarla temel hak ve hürriyetlerin zedelenmesi, örselenmesi topluma zarar verir.

"Dost acı söyler" derler... Aman hocam, sen sen ol dine, diyanete, devlete ve millete ters düşme. "Dünya fani, ahiret ise bakidir." Şunun şurasında terk-i hayat etmeye ne kaldı ki? Bak artık toprak kokuyoruz, unutma!..