Kaydet
a- | +A

17 Ağustos''ta ana "şok"la gelen felâketin arkası kesilmiyor. "Felâket"in kırkının çıkmasına az kaldı. Ancak hepimizin tâkâtı, dermanı kesildi.

Ana "şok"ta, gerçekten şok yaşadık. Belki de karşılaştığımız felâketin boyutunu bilemediğimizden büyük bir korku yaşanmadı.

Zaman geçtikçe duçâr olduğumuz felâketin boyutları ortaya çıkmış, telâş ve korkularımız katlanmıştır.

Artık sayısını ve şiddetini hatırlamakta bile güçlük çektiğimiz sayısız deprem yaşıyoruz. Her sarsıntının sadece binalarımızı değil, insanlarımızı da etkilediğini bilelim.

Ekran bülbüllerinin açıklamalarına göre "artçı" depremlerin ardı arkası kesilmeyecek. Bilim işportaya düşmüş, basın ve TV''ler neredeyse Işıkara''nın kapıcısının görüşlerine kadar müracaat ettiler!..

Gerçek manada bilimsel açıklamalar yerine ''bakla falı''na dönüşen geyik muhabbetlerinden millete ''gına'' geldi... Bugün mü desem, yarın mı desem? Uzak mı desem, yakın mı desem? Büyük mü desem, küçük mü desem? Gece mi desem, gündüz mü desem? Desem oğlu, desemle "bilim" olmaz! İhtimalleri alt alta dizerek ''açıklama'' olmaz. Bu tür bilimden uzak açıklamalar sebebiyle vatandaşların yaşama gücü ve psikolojik dengeleri tahrip ediliyor.

Bilgiç pozlarda ''depremle yaşamaya alışmak!'' gibi klişe sözler yerine ciddi tedbirleri gündeme getirmek gerekir. Nereden başlanacaksa işin bir ucundan başlanmalıdır.

Dün deprem ve zedelerini düşünen büyük kitleler, bugün can derdine düşmüştür. Geceyi sokakta ve tedirgin geçiren insanların mesaideki çalışma saatleri ve oranları giderek azalmakta, verim kayıpları geometrik dizi halinde artmaktadır.

Vatandaşlarımız yetkililerden ''açıklama'' değil, ''çare'' beklemektedir. Koca İstanbul''da hangi konutun ne ölçüde depreme dayanıklı olduğunu bilen yok. Ciddi bir ölçüm de hakgetire!..

Binalar yoruldu, araçlar eskidi, insanlar tükendi. Ancak bürokratik engeller bir türlü bitmedi. Her derecedeki okula kayıt kabulden, her seviyedeki günlük işlemlerin yapılmasına kadar vatandaşa çıkartılan engeller bir türlü bitmedi. Bitirilmedi.

Millet gerçek bir "psikolojik destek" istiyor. Konserler, klipler ve marşlarla çözümlenemeyen problemler için manevi bir program gerekmektedir.

Vatandaşın yaşama istek ve azmini güçlendirecek, birlik ve beraberliği pekiştirecek, ahireti hatırlatarak manevi destek sağlayacak ''dua günleri bir çözüm olabilir. Türkiye olağanüstü bir durum yaşıyor. Maddi ve manevi felâketlerin üst üste çakıştığı bu günlerde tedbirlerin de maddî ve manevî boyutları kapsaması gerekir.

Şayet ille de ''kozumuzu paylaşalım'' görüşünde olanlar varsa sabırlı olsunlar. Hayat normale döndükten sonra dileyen, dilediğini yapsın.

Gün, birlik ve dayanışma günüdür milletimizi tüketmeyelim!..