Kaydet
a- | +A

Katar''da yapılan İslâm Konferansı Teşkilatı Liderler Zirvesi devam ediyor. Dikkat edilirse Türkiye''nin ciddi olarak önemsendiği bu toplantı "Batı"dakilerden hayli farklı...

Yıllardır ihmal edilen bu dış politika aracı, Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer''le yeniden hayata geçti. Türkiye ve görüşleri ciddiye alınıyor. "Ciddi"ye alınan sadece İslam Dünyasına ait görüş ve tavsiyeler değildir. Türk Dünyasının meselelerinin de "ilgi" ile izlenip desteklendiği bir platform.

Bugüne kadar İslâm Dünyası''nı "ihmal" etmekle sadece egomuzu tatmin ettik. Bunun karşılığında kaybedilenleri hiç hesaba katmadık. Coğrafyamızın ve kültürümüzün bize bahşettiği bu enstrüman kullanılmalı ve geleceğe dönük milli hedeflerimize destek sağlanmalıdır.

Cumhurbaşkanımız A. Necdet Sezer''in hiçbir etkiyi kaale almayarak, bu zirvede Türkiye''yi en üst düzeyde temsil etmesi alkışlanacak bir tutumdur.

Türkiye kendi öz değerlerine ve milli kimliğine dönmek zorundadır. Çok zorlanmamıza ve tavizler vermemize rağmen; "Batı" ile ilişkilerimizdeki sakatlık ve çifte standart ortadadır. Tek taraflı ısrar ve fedakârlıklardan sağlıklı, kalıcı ilişkiler temin etmek zordur!

Filistin özel oturumu bizi aldatmamalıdır. Kıbrıs ve Batı Trakya gibi konular da ilgi çekmekte görüşlerimiz İslâm dünyası tarafından desteklenmektedir. Kaldı ki "Filistin" herkesin olduğu kadar bizim de toprağımızdır.

Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkaslar''daki barış ve istikrarın kilit ülkesi Türkiye''dir. Türkiye bulunduğu konumun ve sahip olduğu imkânların farkında olmalıdır. Gereksiz ve pratikte fayda sağlamayan ikili antlaşmalarla uluslararası güç ve etkinliğimiz sınırlanmamalıdır.

Dış politikadaki bu ataklar gibi, iç politikada da ihmal edilen ve hatta küstürülen kitlelerin "gönlü" alınmalı, bu gereksiz tansiyon düşürülerek "kriz" yönetimlerine son verilmelidir.

İki yıldır sürüncemede bırakılan "af"tan da istifade ile; toplumumuzun yeniden restore edilmesi, kaynaştırılması hedef alınmalıdır. "Eğri oturup, doğru konuşmak" lâzım!

Son beş yıllık "inat" politikalarından Türkiye ne kazanmıştır? Tuz buz edilen toplumun yeniden kaynaştırılması gerekmektedir. Ekonomiden eğitime, sağlıktan sosyal güvenliğe geldiğimiz nokta ortadadır. Memnun olan varsa çıkıp söylesin!

Onbeş yıllık terör belâsından sonra, gündeme gelen "kriz" yönetimi toplumumuzu bitirip tüketmeden tedbir almamız gerekmektedir.

"Bayram"dan önce çıkartılması kesinleşen "af", gerçek bir "af" olmalı ve toplumun bütün katmanlarını içine almalıdır. Şu veya bu tarzda "suç" işlemiş insanlara karşı gösterdiğimiz ilgi ve anlayışı; hiç suç işlememiş, "inanç"lı kesimlerden esirgememeliyiz!..

Bakınız düne kadar "Kürt" ve "Kürtçe" sözünden çılgına dönenler bugün hangi noktalara gelmişlerdir. Hiçbir pratik fayda sağlamayacak bir "Lehçe"ye sıcak bakanlar, cihanşumül bir "din"e neden karşı çıkarlar bilinmez.

Türkiye "zaman"la yarışıyor. Bu yarışta kazançlar ve kayıplar iyi hesaplanmalı, mirasyedi gibi davranılmamalıdır.

Türkiye; huzurlu, müreffeh, dürüst ve yaşanabilir ülke haline gelmeli, getirilmelidir. Bunun yolu da hoşgörü ve anlayıştan geçer!

Her türlü "suç" ve "suç"luya karşı gösterdiğimiz anlayış ve fedakârlığı "inanç"lı kesimlerden esirgememeliyiz! İplerin gerilmesinden hiç kimseye fayda yoktur.

Barış içinde, birlikte ve huzurlu yaşamak "hazım" ve "anlayış" ister!