Türkiye yoğun bir gündemle boğuşuyor... İç ve dış meselelerin bunalttığı karar beyinlerimiz zor günler yaşıyor.
Önce iç siyasetteki ayak oyunlarına son verilmeli, "istikrar" gerçekten de "samimi" bir hedef bilinmelidir.
Sonrasında; liderler ve bürokratlar samimi olarak gerçek niyetlerini ortaya koymalı, can çekişen hükümet hakkında karar verilmelidir.
Ekonomi ile ilgili kararlar revize edilerek, literatür bilgileri gerçek verilerle çakıştırılmalıdır.
İyimser veya kötümser tahminler ve beklentiler yerine "gerçek"ler dikkate alınmalıdır.
"Gerçek"lerden kaçıldığı, savunma mekanizmalarının arkasına sığınıldığı, ideoloji ve parti taassubuyla kararlar alındığı sürece; "olumlu" sonuçların alınması hayaldir.
Herhangi bir uygulamanın bütününü kabullenmek veya tamamını reddetmek zorunda değiliz. Artılar ve eksiler her karar için vardır ve olacaktır.
Mesele bu artılar ve eksilerin analizini yapabilmektedir. Sosyal olaylar, siyasi kararlar ve ekonomik tedbirlerde "mutlak doğru"dan bahsedilemez.
İyisiyle kötüsüyle, doğrusuyla eğrisiyle ortaya çıkan "sonuç" önemlidir. Bu sonuca etki eden faktörlerin çokluğu azlığı da önem taşımaz.
Biz sonuçlardan ziyade sebepleri tartışarak vakit öldürüyoruz. Zaman öğütüp, geleceğimizi riske atıyoruz.
Her işimizde bir ölçüsüzlük, kararsızlık gözleniyor. Bizde kâr zarar hesabı ve "bilanço" sadece ticari hizmetlere has bir araç zannediliyor!..
İnisiyatif kullanma, risk alma ve sonuçlara katlanma gibi bir alışkanlık edinemedik.
Bütün meselelerimizde, "ifrat ve tefrit"le sonuç arıyoruz. "Uzlaşma" hiçbirimizin lugatında yer almıyor!..
Durum içişlerimizde böyle de dış ilişkilerimizde farklı mıdır?
Hayır! Aynı yöntemle dış politikada kalın çizgiler, sert ve katı tutumlarla kendi kendimizi mahkum etmekteyiz.
"Ya sev, ya terket" hayat düsturumuz olmuş. Bu katılıktan bir türlü vazgeçemiyoruz.
Bakınız İran''daki "ECO" zirvesine Bakan düzeyinde katılırken; Şam''daki cenaze törenine Başkan seviyesinde katılarak zik-zaklar çiziyoruz.
Şam''daki törenlerin muhatabının olmadığı belliydi. Beşar; Hafız Esad''ın oğlu olarak taziyeleri kabul edebilir ancak resmi protokolün muhatabı olamaz...
Biz Suriye''deki diktacı rejime destek vermekle, kendimizi zora sokmaktayız.
Dün Hafız Esad''ı reddederken, bugün oğlu Beşar''ın liderliğini onaylar bir tutum sergiliyoruz.
Batıdan sadece Fransa Cumhurbaşkanı''nın katıldığı bu cenaze törenine diğerleri Dışişleri seviyesinde katıldılar...
Bu tavır "cenaze"ye karşı alınan bir tavır değil; "rejime" karşı alınmış bir tavırdır.
Atina-Şam ve Erivan sacayağının Türkiye ve Türklüğe verdiği zararlar ne çabuk unutuldu?
Biz komşularımıza harp açalım demiyoruz. Ancak en azından demokratik ve diplomatik tavır koymak gibi bir hakkımızı da zayi etmeyelim!
"Devlet" olmak, kolayla olmuyor!..

