Kim ne derse desin, "ekonomi" her ülke ve toplumun ortak problemi. Türkiye''de insaf sınırlarını aşan ölçüsüz "zam"lar gibi, Avrupa''yı da zaman zaman "zam"lar vuruyor. Fransa, Belçika ve İngiltere''deki petrol zamları Avrupa''da hayatı felç ediyor. Hele Fransa''daki petrol zamları ülkeyi bir uçtan diğerine bloke etti. Şimdi sizler bu yazıyı Türkiye''de okuyunca; "Bize ne" diyebilirsiniz. Ancak mesele o kadar basit değil. Bu zamlar sadece Avrupa''ya has bir gelişme değil. İster istemez bizleri de kapsayacak. İşin içine bir de "IMF" ve Cottarelli girince; "yandı gülüm keten helva" Türkiye "IMF" ilişkilerinde, canım cicim ayları geride kaldı. Şimdi bir "ince ayar" isteği ve dayatmasıdır gidiyor... Bakalım bu işin sonu nereye varacaktır? Geçen haftanın en önemli olayı sayılabilecek "milenyum zirvesi" yüzümüzü güldürdü. Tam bir devlet adamı tavrı sergileyen cumhurbaşkanımız gerek temsilde, gerekse meselelerimize sahip çıkmada tam not aldılar. Diyeceksiniz ki; "peki ya yabancı dil?" bu da eğitim sistemimiz ve bürokrasimizin ayıbıdır. Kendine lazım olan insanları eksik yetiştiren bu "sistem"in sonuçlarına da hep birlikte katlanacağız!.. İlk ve ortaöğrenim kademelerinde tamamlanması gereken dil eğitimi, maalesef üniversite sonunda bile eksik kalıyor. Dahası bunca bürokratik hizmet sırasında da yeterli düzeye ulaşamıyor.
Hedef Avrupa! Bu sosyo-ekonomik yapı içerisinde Avrupa Birliği''ne tam üyeliğimizin gelecek on yıl içerisinde gerçekleşmesi mümkün görünmüyor. Zaten on yıl sonra da Avrupa Birliği''nin bir "kıymet-i harbiyesi" kalır mı bilinmez! Bakınız Avrupa ortak para birimi doğmadan, can çekişiyor. 6 Eylül tarihi itibariyle EURO''nun değeri 0.87 $ seviyesindeydi. ABD dolarına eşit (denk olması plânlanan EURO; daha şimdiden 87 cent seviyesine düşmüştür. Bu arada Avrupa Birliği''nin genişlemesinden sorumlu komiser Gunter Verheugen (Alman) bir çeşit "referandum" engelinden bahisle, özellikle Türkiye ve Türkler''e mesaj vermeye çalışmaktadır. Bugüne kadar Avrupa ve özellikle Almanya''da Türkler''in gaspedilen haklarının haddi hesabı yoktur. Türk işverenlere 1973''ten bu yana uygulanan kısıtlamaların hiçbir yasal dayanağı olmamasına rağmen, engellemeler devam etmektedir. Diğer taraftan 1980 yılından itibaren ve özellikle de Türkiye''nin Gümrük Birliği antlaşmalarını imzalamasını takip eden yıllardan beri; işçilerimize karşı sürdürülen kısıtlamalar bardağı taşırmaktadır. Hele 1990 tarihinde yürürlüğe sokulan Alman yabancılar yasası Türkler için tam bir cendere...
Her yerde vize! Fehriye mi, Fahriye mi olduğu bilinmeyen bir terörist için Belçika''nın takındığı tutumu anlamak mümkün değil iken; başımıza bir de "vize" problemi çıktı. Türk folklor ekibine "vize" vermeyen Belçika''nın endişelerine bakılacak olursa; Belçika ya gölgesinden korkuyor, veya yeni bir "hin"lik peşinde. Biz Avrupa Birliği''ne "gireceğiz!" dedikçe adamlar bizden "dörtnala" uzaklaşıyor... Biz "vazgeçtik bu Hıristiyan Kulübünden!" dedikçe de adamlar peşimizi bırakmıyor. Gerçi biz sabırlı bir milletiz. Kırk yıl bu kapıda sessiz sedasız bekledik! Hiçbir hakkımızı da tahsil edemedik. On yıl daha beklesek de yarım asrı doldursak ne olur? Veya biraz daha bekleyip, "dalya" demenin kime ne zararı var!.. Hayırlı haftalar.

