Son günlerde turizm ve tanıtım konularına ağırlık vermiş durumdayız. Bu konuda hayli mesafe alındığı da söylenebilir. Ancak sadece devletin sırtına yüklenen tanıtım görevi hem yeterli, hem de inandırıcı olmuyor, olamıyor.
Bizim söylediğimizle tamburanın çaldığı çok ayrı şeyler. Turizm pastasından pay alabilmek için uyumlu, ahenkli ve topyekun çalışmalar gerekmektedir.
Devlet milyarlar harcayıp; "Türkiye huzur ve sükûn ülkesidir" diye yırtınırken, medya yıllar öncesinin tozlu arşiv görüntülerini tekrar tekrar yayınlayarak "pişmiş aşa su katmak"la meşgul.
Ulusal televizyon olma iddiasındaki bazı kanallar "hedef kitleleri"ne vermek istedikleri mesajların, nerelere ulaştığının farkında bile değiller!..
Tahsili, terbiyesi, müktesebatı ve geçmişi tartışmalı bir sürü eski tüfek, bir yerlere şirin görünebilmek maksadıyla; verip, veriştiriyor.
İster turistik, ister ekonomik ve isterse kültürel sebeplerle olsun bir ülke ziyaret edilecekse o ülke hakkında bilgi toplanır. Bu bilgilere en kolay ulaşıldığı yer de ekranlardır.
Ülkemizdeki en az on kanal, Batı ve Orta Avrupa''yı kapsayan uydu yayınlar yapmaktadır. Bu yayınların hemen hemen hepsi Avrupa''dan izlenmekte ve Türkiye imajı bu yayınlar sonucu oluşmaktadır.
Türkiye bir taraftan tanıtım yapmaya çalışırken, bazı işgüzar şahıslar ve kanallarda "kan gövdeyi" götürüyor.
Devletin ve turizm firmalarının iddiaları ile televizyonların yayınları çatışmakta, Türkiye''ye gelmek isteyenler büyük bir ikilem yaşamaktadır.
Almanya''nın bir eyaletinde bir salonu bile dolduramayacak kadar az sayıdaki insanın yıllar önce yapmış olduğu bir toplantı, neredeyse günün her saatinde televizyonlarda tekrarlanarak reklâm edilmektedir.
Buna benzer yüzlerce, binlerce ölçüsüzlük uydular vasıtasıyla potansiyel turist gruplarına ulaştığında, ortaya çıkacak (veya çıkan) imajı varın siz tahayyül edin!..
Kıran kırana bir rekabetin yaşandığı turizm sektöründeki alternatifler, bizim mercimek beyinli medyatörlerimizin zannettiğinden çok, ama çok fazladır. O zaman Türkiye''yi tercih etmek gibi bir yanlışa düşmek istemeyen Batılılar, rezervasyon iptalleri ile bizi güç durumda bırakmaktadırlar.
Şimdi soruyorum; acaba suç kimde? Yarım yamalak Türkçeleri ile ekranları dolduran bu reyting budalalarında mı, yoksa rezervasyonlarını iptal eden turistlerde mi?
Olacak şey değil! "Kol kırılır yen içinde kalır..." Ama nerede? Bizdeki izansız, ölçüsüz ve dengesizler "Köpeksiz köyde deyneksiz dolaşmaya" öyle alışmışlar ki, vazgeçirmek mümkün değildir.
Haberleri bir Yeşilçam senaristi ustalığı ile dramatize ederek, en az on yıllık arşiv görüntülerini "canlı yayın" olarak sunmaktan utanmayanlar, şimdi "Günah çıkartmak"la meşguller.
Beyler olmuyor. Bu maya tutmuyor... Devlet yapıyor, siz bozuyorsunuz! Üstelik yalan yanlış ve ahlâksız yöntemlerle.

