YÖK Başkanı Kemal Gürüz''ün, Demirel tarafından ikinci defa aynı göreve atanması dengeleri altüst etti.
Bugün muhalifi ve muvafığı da aynı noktada birleşmektedir. 12 Eylül sonrası şartlara uygun olarak kurulan "YÖK Başkanlığı" işlevini tamamlamış, kendi kendini tasfiye etmiştir.
Eğitim ve öğretim bir bütündür. Bu bütünlük içerisinde anaokullarından fakültelere, hatta lisans üstü eğitim veren enstitülere kadar bütün kurumlar eşit ağırlıklı ve önemlidir.
Ülkemiz yirmibirinci asra girerken planlanan, arzulanan ve beklenen atılımları yapamamışsa "eğitim sistemi"miz sorgulanmalıdır. Bu sorgulamanın da bilimsel yöntemlerle ve ideolojik saplantılardan uzak tutulması önem taşımaktadır.
Bugüne kadar sadece eğitim alanında değil, bütün sosyo-kültürel alanlardaki tedbir ve planlamamız reaksiyonerdir. İtidal ve hoşgörü kaybolmuştur.
Perşembe günü (3 Ağustos) yazmış olduğumuz "Olacağı buydu" isimli yazımıza hayli tepki aldık! Bu tepkilerin büyük bir bölümü samimi olsa da; tek tip "prototip" bir metnin bize ulaştırılmasıyla sınırlı kaldı.
İşin garibi bizim "YÖK"e dair yazdığımız yazı her nedense Ondokuz Mayıs Üniversitesi''ni rahatsız etmiş...
İsterdik ki; aksi görüşler ve/veya kamuoyunu aydınlatıcı bilgiler verilebilseydi. Böylece konu daha da iyi anlaşılmış olacaktı.
Bu pek muğlak "YÖK" yasası ve meseleleri girift hale getiren "YÖK" ağaları sebebiyle, işler iyice sarpa sarmış ve perşembe günü de belirttiğimiz gibi;
"Gürüz ile birlikte "YÖK"ün büyük bir çöküşe girdiği bilinmekteydi... Ancak çöküşün ölçülerinin sokağa taştığı bilinmiyordu."
Bizim burada ele almak istediğimiz ne "ilmiye" sınıfı ve ne de tek tek şahıslardır. Bizim ısrarla belirttiğimiz; eğitim ve öğretim sistemimizdeki problemlerin sokağa taşmış olmasının verdiği rahatsızlıktır.
Bazı okuyucularımız kıyafet tanımlamamıza alınmışlar. İyi de bu cübbeler "kara"dır demesek; "siyah"tır diyecektik.
"Kara kaşlı, kara gözlü yağız delikanlı" dediğimiz zaman iltifat oluyor da; "siyah"; cübbe için kullanılınca neden alınılmaktadır?
Kaldı ki; üniversite öğretim üye ve görevlilerinin ders kıyafetleri o mahallerde giyilmesi adet olan kıyafetlerdir.
Şimdi soruyoruz. 2547 sayılı "YÖK" kanununa bağlı devlet memurları kepleri ve cübbeler ile yürümüşler! Peki 657 sayılı kanuna bağlı din görevlileri sarık ve cübbeleri ile yürürlerse ne olacaktır?
Ha bir de 211 sayılı kanuna bağlı askerler var. Onlar da "meç"lerini "kılıç"larını takıp, resmi üniformaları ile yürürlerse ne olacaktır?
Son olaylar bugüne mahsus sıkıntı ve usulsüzlüklerin değil; yıllardır ısrarla sürdürülen tahriklerin sonucudur.
Planlı ve kasıtlı olarak eğitim ve öğretim otoyoluna döşenen mayınları kimin patlattığının hiçbir önemi yoktur.
Mesele o mayınlara basmaktı. Ama olmadı. Neyse sağlık olsun. Bizim amacımız "bağcı dövmek" değil, gerçekten de "üzüm" yemektir.
Kusurumuz olduysa affola!..

