Yirmibirinci yüzyılın ilk üniversite sınavlarına çok az bir zaman kaldı. Yaşadığımız telâşlı ve endişeli günler sebebiyle geleceğimizle eşdeğer olan gençliği ihmal ediyoruz! Milyonlarca pırıl pırıl gencimiz olmayan hedefler ve tükenen umutlar için çırpınıyor... Gençlerimizin ıstırabı kimin umurunda? Varsa yoksa "köşe dönme", talan ve hırsızlıkların biri bitmeden, diğeri tezgâha konuluyor. Avrupa, Kanada ve hatta Amerika bile yaşlanan ve tükenen nüfusuna çözümler ararken; bizler gençlerimizi diri diri toprağa ve ümitsizliğe gömmekteyiz. Bunca yılın eğitimcisi olarak içim sızlıyor! Bizim gençlerimize çok gördüğümüz eğitim ve öğretim hakları ve özgürlükleri batı dünyasının "olmazsa olmazları".. Bir ay sonra yapılacak sınavlardan sonra kaç ocak sönecek, kaç fidan çiçek dolu dallarıyla kırılacaktır? Tek bir makul gerekçe bulabilirsek yüreğimiz gam yemeyecek. Sadece ideolojik körlük ve bağnazlıklar sebebiyle gençlerimize değil, geleceğimize de dinamit konulmaktadır. Koca bir ömrü tek bir sınava endeksleyen bilim fukarasından daha iyisini beklemek zaten hatadır. Eskiler "Nakıstan kâmil olmaz!" derlerdi. Ne kadar manalı ve doğru bir tesbit! Yine "Kemâlât ile kemâlat olmaz!" derlerdi de inanmazdık. Bu "Kem"âltı görünce elhak inandık ve iman ettik.
Kendi evlâdına, kendi yakınına, kendi geleceğine, kendi insanına, kısacası; kendi kendine bu ölçüde zulmeden bir anlayış görülmemiştir. İki milyon insanın sırada beklediği ve ömrünü ortaya koyduğu üniversitelere sadece "İkiyüz bin" öğrenci girebilecektir. Yıllardır süregelen bu basiretsizliği sineye çeken bizlere de yazıklar olsun! Sözümona "soluksuz eğitim" ile kendi kendimizi avutuyoruz! "Taşımalı sistem"le kendi kendimizi aldatıyoruz! İşin garibi de bu aldatmacayı yıllar boyu bize "başarı" diye yutturanları yeniden seçerek adeta milletle, gençlerle ve öğrenci velileri ile "maytap" geçiyoruz. Hiçkimsenin başından sonuna kadar doğru dürüst mâkam tutturamadığı Onuncu Yıl Marşları ile senfoni orkestraları ile avunuyoruz!.. Gençler;
"İnanın, çalışın ve güven"in
Ancak;
Başaramazsanız sakın ola üzülmeyin, utanmayın ve yılmayın. İnanın bu "ayıp" sizin değil, sizi çaresizliğe "mahkum" eden zihniyetindir. Dedik ya; "Kemâlât ile kemâlat olmaz!" diye. Aynen öyle!..

