Belli bir sisteme oturmayan ve sistemin sürekli bozulması ile dengelerin altüst olduğu bir "Sosyal haklar manzumesi" insanlarımızı tedirgin etmektedir.
Her yıl bütçe kanunlarının görüşülmesinde tartışma konusu olan memur ve emekli zamları, bu yıl da problem oldu. Bunca usulsüzlük ve yolsuzluğun kol gezdiği bir ülkede dar gelirlilere verilecek zamlar hiç konu edilmemelidir.
Sabit ve dar gelirli bordro mahkûmları zaten hayatta kalma mücadelesi vermektedir. Bunca pahalılık ve enflasyon karşısında devlet memuru olmak zor! Ancak memur olanın da namuslu kalabilmesi ondan da daha zordur!
"Benim memurum işini bilir!" yaklaşımı ile olaya bakıldığında, peşinen yanılma sözkonusudur. Öncelikle töhmet ve ithamı da içeren bu tür bir değerlendirme yanlıştır. Çünkü devleti emanet ettiğimiz bürokrasi her zaman kısa yolcu ve faydacı değildir.
Kaldı ki, ailesinin geçimini helâl yollardan kazanmak isteyen memurların böyle bir değerlendirmeyi de hak etmedikleri ortadadır.
Bunca istatistik ve hesaplara rağmen, "Asgari harcamalar" konusunda yanlışlık yapılabilmesi de mümkün değildir.
Birçok endekse göre enflasyonu manipule edenler, dört kişilik bir aile için gerekli olan maaş miktarlarını nasıl tesbit edemezler?
Ekmekten enerjiye, iğneden ipliğe kadar bütün mal ve hizmetlerin otomatik zamlara tabi olduğu bir ortamda memur ve emeklilerin maaşları neden tartışılır ki?..
Her şeyi dövize endekslemekte mahir olan bir yönetim, iş maaşlara gelince neden bocalar? Öyle ya hesap, kitap ve yöntem ortada!.. Şayet harcamalar döviz bazında olacaksa (ki öyle oluyor), o takdirde maaşlar yani kazanımlar içinde aynı yöntem kullanılmalıdır.
Yıllarını devlete vermiş insanların sokaklara dökülmesini sadece tahrik olarak vasıflandıramayız. Şayet devlet hizmetinde yıllarca çalışanlar, sokağı çözüm olarak görmekteyseler bunda bir hata var demektir.
Memur ve emekliye verilecek zam oranları tartışmasıyla birlikte telefon ve tele faksların arkası kesilmiyor.
Bize ulaşan evli ve iki çocuklu, lise mezunu bir memur bordrosunda "kira tazminatı"nın, hâlâ 200.000 TL olduğunu görüyoruz! (Yazıyla iki yüz bin Türk Lirası)
Kiraların el yaktığı ve memurun yarı maaşını götürdüğü bu dönemde, komikten de ileri bir "kira tazminatı" gerçekten ayıp oluyor.
Temel ihtiyaçlar açısından ilköğretim mezunu bir memur ile, profesör arasında ne fark vardır? Bütün çıplaklığı ile ortada olan memur ve emekli maaşı çarpıklığına bir çözüm bulunmalıdır.
Ağır kriz ve enflasyon dönemlerinden sonra uygulanmış olan ve gerçekten memurları rahatlatan "Seyyanen zam" konusu düşünülmelidir.
Devlet memuru olmanın karşılığı her derece ve kademedeki memur ve emekliye belli ve sabit bir iyileştirmeden sonra % 20 oranındaki zam mantıklı gelmektedir.
Aksi halde yüzdelerle ifade edilen zamlar, memurlar arasındaki makası açmakta, huzursuzluk sebebi olmaktadır.
Evet devletin imkânlarının kısıtlı olduğu, iç ve dış borçların ekonomiyi zora soktuğu bir gerçektir. Ancak memur ve emekliye verilecek olan maaş miktarı "devede kulak" mesabesindedir.
Hükümete talip olan partiler, ekonomimizin durumuna yeni muttali olmuş değillerdir. Madem ki hükümete kendileri talip olmuşlardır, bunun makul ve mantıkî çözümünü de bulmak zorundadırlar.
Devlete yıllarını veren memurları sokağa mahkûm etmek hem haksız, hem de mantıksız bir tercihtir.
Biz haklı ve mantıklı çözümleri söylemek ve yazmak durumundayız!..

