Kaydet
a- | +A

İkibinli yıllar hülyasının kefeni sayılacak taslak bütçe, liderler tarafından kabul edildi. Tabii liderlerden kastımız iktidar parti liderleri. Diğerlerinin zaten hükmü mü var ki?

Bugüne kadar bütçelerin Meclis Genel Kurullarında kabulüne alışmış olanlar için bu tür bir kabul şaşırtıcı olabilir. Ancak şaşırmaya, düşünmeye, çalışmaya ve hatta oylamaya bile gerek yok. "Oldu da bitti Maşallah!" nidaları ile bütçe bu haliyle kabul da edilir...

Dikkat edilirse 2000''li yılların taslak bütçesi tam bir ''cek-cak'' edebiyatı. Alt-alta sıralandığında ciddi ve kayda dayalı hiçbir gelir gözükmüyor.

Mükemmel temennilerin peşpeşe dizildiği bu bütçenin sağlam kazığa bağlanamadığı ilk bakışta belli olmaktadır. Devlet Bakanı Recep Önal''ın Antalya''da açıkladığı gibi; ''IMF''den alınan deprem kredileri işçi ve memur maaşlarına harcandığına göre, gerisini varın siz düşünün!

Bu daha başlangıç. Önümüzdeki günlerde darboğaza düşecek olan ekonomide sıcak para ihtiyaçları giderek artacak, eldeki fon ve kaynaklar çaresiz acil ihtiyaçlara kanalize edilecektir.

''İstikrar Bütçesi'' adı altında Meclise sevkedilen taslağın çaresizlikle mefluç olduğu ortadadır. Belirlenen hedeflere ulaşılması yıl boyu tatlı bir hayal olarak kalmaya devam edecektir.

% 60-70''lerde seyreden enflasyonu kontrol altına almadan işçi, memur, emekli ve dargelirlileri hedef alan kısıtlamalar çok yanlıştır. Hele işsizlik meselesi tam bir faciaya dönüşecektir.

Asgari ücretin 150 dolar seviyesinde belirlendiği bir ülkede; 4 kişilik bir ailenin zorunlu giderleri değil; sadece mutfak harcamaları 300 dolar civarında ise, bu hesapta bir yanlışlık olduğu açıktır.

Temel harcama ve giderlerinin büyük bir bölümünü dövize endeksli hesaplarla ödemek zorunda olan vatandaş gelirleri, Türk Lirası ile belirlenmektedir. Hal böyle olunca da "ortadirek bel vermektedir."

2000 yılı bütçesinin en belirgin özelliği ''denk'' olmamasıdır. Çok partili dönemlerde yok denebilecek ''denk bütçe''ler ortada iken, bu bütçeye lâf edilebilir mi?

Edilir ve hatta edilmelidir de... Çünkü 2000 yılı bütçe açığının genel bütçeye oranı makul değerlerin çok üzerindedir.

Bütün zorlamalara, hatta acımasız vergi ve zamlara rağmen bütçe açığı kabul edilebilir aralıkların iki üç misline varmaktadır.

Şimdi siyasilerin ''deprem felâketi''ni bahane eden serzenişlerini duyar gibi oluyorum. Evet bu felâket belimizi bükmüş, bizleri çaresizliğe itmiştir. Maddi ve manevi kayıplarımız, güç yetirme tâkâtimizi zorlamaktadır. Buna rağmen bile mevcut bütçeyi makul ve makbul görmemiz mümkün değildir.

Öncelikle hangi sebeple olduğunu kestiremediğimiz deprem kayıplarını küçültme girişimlerini irdelememiz gerekir. Anlaşılmaz bir tutumla ölü sayısını yarıyarıya indiren ve kayıpları iki rakamlı milyar dolarlardan tek rakamlara indiren hükümete sormamız lâzım!

Gerçek zarar oranı nedir? Açıklarken yarısını, yakınırken tamamını savunduğunuz kayıpların gerçek miktarlarını bilmek hakkımızdır.

Mazeret olarak ''asrın depremi''ni ileri sürenler, ölü, yaralı ve zayiat konusunda gayet iyimser beyânlar vermektedirler.

Bilinçli operasyonlarla yardımları da ''bıçak'' gibi kesen hükümetin; bizim bilmediğimiz bir ''bildiği'' var demektir.

Meclis Genel Kurul çalışmalarında detayları ile bilgi sahibi olmayı umduğumuz ''IMF bütçesi''nin onanması''nı normal, ancak uygulanmasını gerçekten ''zor'' görüyoruz!..