Yediden yetmişe hepimiz acıma ve insaf duygularımızı kaybettik. İnsanımızın zerrece değeri kalmadı...
Bayram, seyran, tatil derken milletimiz kırılıyor, kimsenin umurunda değil!
Katliâm gibi yüzlerce kazada binlerce insan ölüyor. Sakat kalanların haddi hesabı yok!
"Patates tarlalarını, otomobil fabrikası yapmak"la kibirlenip, gururlananlar her gün yüzlerce ölü verdiğimiz trafiğe çeki düzen veremiyorlar.
Siz patates tarlalarını fabrika yaparsanız, asfaltlarınızın da ceset tarlası olmasını önleyemezsiniz.
Fabrika yapmak, yol yapmak, teknoloji transfer etmek yetmiyor. Hatta hazırlıksız yakalanan ülkeleri perişan ediyor.
Bir günde yirmibeş otuz kişinin trafikte can verdiği bir ülkede kalkınma, gelişme ve medeniyetten bahsedilebilinir mi?
Bu milleti sokakta bulmadık! Türk vatandaşının kanı, canı ve hayatı bu kadar ucuz olmamalı. Bu insanlar pırasa gibi doğranıp, yollara saçılmamalıdır.
İncir çekirdeğini doldurmayan yüzlerce mesele için zaman harcayanlar bu trafik belâsına neden eğilmez?
Türkiye güvenli değildir. Maddi ve manevi güvenliğin sağlanması ancak kanun hakimiyetinin temini ile olur.
Pusuya yatmış trafik polislerinin hatalı sürücü avına dönüşen kontrollerinin hiçbir faydası olmadığı ortadadır. Öyleyse aynı metotta ısrarlı olmanın sebebi nedir?
Gazetelerdeki fotoğrafları görüp de ibret almayan, tedbir getiremeyen yetkilileri kınıyoruz.
Diyeceksiniz ki "kınamak" yetmez! Doğrudur. Ancak bizim yapabileceğimiz ve millet sevgimizin tezahürü olabilecek en hafif gösterge budur.
Üniversiteler, gençler, gönüllü kuruluşlar bu trafik belâsına eğilip, ilgilileri; ilgilenmeye davet edelim.
Bir ağacın, bir fidanın, başıboş bir köpeğin ardına düşüp yeri göğü inletenler; bunca insanın ölümüne neden dönüp bakmazlar.
Sokak köpekleri için ağıt yakanlar, asfaltlara dökülmüş insanlarımız için neden bir çift söz söylemezler?
Yanlış anlaşılmasın biz sokak köpekleri de dahil her canlının hayat hakkının korunmasından yanayız.
Yanayız da bu canlıların da bir "öncelik sırası" olmalıdır diyoruz!..
Teknik açıdan yollar perişan. Bunca araç ve insanı kaldıracak altyapı yok.
Trafik işaretleri, yol çizgileri gece aydınlatması hakgetire..
İlkyardım, ambulans, hastahane ve doktoru ara ki bulasın. İşin en garip yanı da bu trafik belâsının sorumlu bir adresi de yok.
Şimdi karayolu levhalarındaki sarı renkli turistik bilgileri, vişne çürüğü rengine dönüştürmekle uğraşıyoruz.
Bu çiğ ve çağdışı uygulamayı kim başlattı bilemiyoruz ama, birilerine çok iyi bir "avanta" verildiğinin farkındayız.
Yahu bu devleti soymaktan, bu milleti ağlatmaktan başka hiçbir meseleniz yok mudur!
Biraz insaf ediniz.
Bunca kanun, bunca kurum, bunca tesis ve bunca görevliye rağmen; insanlarımızın asfaltlarda kırılmalarını hazmedemiyoruz.
Hazmeden varsa beri gelsin!

