Eğri oturup, doğru konuşalım. Türkiye''nin gidişatından memnun olan var mı? Şayet "Var" diyebiliyorsanız, ne mutlu size... Bizim problemlerimiz yeni olmadığı gibi; bugünden yarına da çözülebilecek ölçülerde değildir. Tarih boyu medeniyetler kurmuş, ülkeler fethetmiş ve dünyaya örnek olmuş bir millet acı çekiyor.
Bir asra yaklaşan Cumhuriyet döneminde de beklentilerimize kavuşamadık. Arzuladığımız istikrar, kalkınma ve refaha ulaşamadık.
İşin en kötü yanı da; bizden ayrılıp, kopan mini minnacık ülke ve toplumlar "Millet" haline gelip "Faça"yı düzeltirken, biz düşe kalka bir hâl olduk. Yirmibirinci yüzyılda gidişatımıza bakılırsa, bir hatta iki önceki yüzyılı arayacağa benziyoruz. Birbiriyle barışık olan insan ve fikirlere rastlamak mümkün değil. Öyle ki ülke çapında bir "Kriz" dönemi geçiriyoruz. Herkes birbiriyle kanlı-bıçaklı. Kimse kimsenin halinden anlamıyor. Bağlarımız giderek gevşiyor, müşterekliklerimiz yok oluyor. İdeallerimiz kaybolurken, kin ve nefret tohumları ekiliyor.
Türkün son elli yılını başka bir ülke veya toplum yaşamış olsaydı, bugüne kadar çoktan havlu atar, "Pes" ederdi. Doğrusu biz yine iyi dayandık. Halen de "Kol kırılır yen içinde kalır!" diyerek sabrediyoruz. Diri diri derin donduruculara tıkılan "Sabi"ler karşısında bile "Mezar taşı" kadar hissiz, bunca olumsuzluğa rağmen, "Mevta" kadar tepkisiziz.
Mutsuz bir toplumun bütün göstergeleri üst sınırlara ulaşmış durumda. Sadece fakirlik ve gariplik, yani maddi yokluk değil; manevi boşluk da başını almış gidiyor! Bu gidişin sonunun nereye varacağı meçhul.
Öyle ki birçoğumuz işin sonunu düşünmek dahi istemiyoruz. Bugüne kadar maddi ve manevi varlığımızı ortaya koyarak, hiçe sayarak, sahiplendiğimiz değerler; teker teker yere düşüp, düşürülüp insanlarımız savunmasızlığa itiliyor.
Çağdaşlık krizine tutulmuş belli bir zümrenin hesapsız kitapsız ihtiraslarına ve insafına terkedilen istikbalimiz kararıyor. Biz bir gölge boksu ve girdabın içerisinde çaresiz çırpınırken dünya köşebaşlarını tutmuş bizi seyrediyor.
Gerçekte hiç olmamış ve olmayacak sanal bir mücadeleye taraftar hazırlanırken, akl-ı selim sessizliğini muhafaza ederek olanlara sabrediyor.
Düşmanlarımız kıs kıs gülerken dostlarımız acı çekiyor, kahroluyor... Buna rağmen geleceğe ümidini kaybetmeyenler, büyük bir tevekkül ile birşeyler bekliyor. "Doğacaktır sana vadettiği günler Hakkın, kimbilir belki yarın, belki yarından da yakın!" Sözlerine raptolan gönüller; yorgun, kırgın ve bıkkın olsa da, yine gayretli, yine ümitli ve yine arzulu bir bekleyiş içinde.
"Zemherir"de ılık bir "Bahar"ın, kızgın "Çöl"lerde, serap olmayan bir "Vâha"nın mümkün ve muhtemel olacağına inanan insanların "Tevekkül"ü hafife alınmamalıdır.
"Gün doğmadan neler doğar!" Bilinmez ki!..

