Plânlı dönemler de dahil olmak üzere uygulanan tarım politikalarının çiftçinin yüzünü güldüremediği mâlum.
12 Eylül öncesinde kısır ideolojik dogmalara bağlı sol partiler işçi ve köylüyü iktidara ulaşma aracı olarak görmüş, sağ partiler de çiftçileri onduracak, olduracak politikalar üretememişlerdir.
Zaman zaman ağzına parmakla bal çalınan çiftçi ve köylüler yirmibirinci yüzyıla plânsız, programsız ve en önemlisi de umutsuz girmektedir.
Bugünün ileri batılı ülkelerin tamamında temel gıda maddelerinin ucuzluğu hayret verici ölçülerdedir.
Entegre tesisler kuramamış olan bizler de; "Tarım ürünlerimiz elde kalmasın da ne olursa olsun!" düşüncesiyle günü kurtarma savaşı vermekteyiz.
Türkiye''de tarımla uğraşan nüfusun oranı olması gereken değerlerin çok üzerindedir.
Vatandaşlarımızın en az üçte birlik bölümü tarım ve hayvancılıkla meşguldür.
Genelde kâr-zarar veya fayda-maliyet hesaplarının da yapılmadığı tarım sektörünün doğru dürüst bir sahibi de yoktur.
Bu sahipsizlik sebebiyle siyasi iktidarlar tarafından sürekli istismar edilen çiftçi ve köylülerimizin, geleceğini yönlendirebilecek "master plân"lar da oluşturulamamıştır.
Her yıl tekrarlanan ve cenab-ı Hakk''ın toprağa bahşettiği üretkenlik de olmasa; işçi ve köylülerimiz Afrika kabileleri gibi açlık ve kıtlığa mahkum olurlar.
Asırlardır toprakla uğraşan çiftçilerimizin tohumu İsrail ve Hollanda veya Amerika''dan gelmektedir.
Mazot, gübre, tohum derken astarı yüzünden pahalıya malolan gıda ürünlerimizin dış pazarlara açılması hayal olmaktadır.
Bütün bunlar açık seçik ortada dururken bir de beklenmedik "IMF " direktifleri istikametindeki hükümet tedbirleri çiftçi ve köylülerimizi perişan etmektedir.
Genellikle milliyetçi ve muhafazakâr yapıya sahip olan çiftçilerimiz; siyasilerimizin alışkın oldukları sendika ağalığı tehditlerinden de yoksundurlar.
Koalisyon ortağı "MHP ve ANAP" bu gerçekleri görerek, çiftçilerimiz ve köylülerimizi Ecevit''in insâfına teslim etmemelidirler!..

