Genetik şifreler çözüldükçe insanlarımızın keyfine diyecek yok... Şimdilerde "yol" haritaları yerine "gen" haritaları moda! İnsan ömrünün uzaması ve ölümsüzlük isteği bugüne mahsus bir arzu da değil. İnsanoğlunun yaradılışı kadar eski.
Çok çeşitli çaresiz hastalıklara çare olması beklenen bu bilimsel çalışmalara gıpta etmemek mümkün değil. Ne var ki bu çalışmalarda sadece bizim değil, birçok ülkenin esamesi okunmuyor.
"Ölüme çare" olmadığını biliyoruz. Ancak genetik olarak "çare" bulduğumuzu varsaysak bile, değişen ne olacak?
Bugün Afrika ve Asya''da milyonlarca insan açlıktan, hastalıktan, yokluktan ve fakirlikten ölüp gidiyor. Bunca ölene çare bulmadıktan sonra "gen" haritası ve şifrelerinin biz gariplere ne yararı olacak bilemiyoruz... Çaresiz dertlere "deva" olabilecek çok faydalı ilaçların imal edilmesi belki de birçok kimseye "çare" olacak ve seçkinlerin acıları dinebilecektir.
Ama ya açlar ne olacak? İlaca ve özel bir gayrete ihtiyaç duymayan; sadece bir dilim ekmeği, bir yudum suyu bulamadığı için ölenlere dönüp bakmayan ileri ülkelerin derdi "çare" bulmak değil, para kırmaktır.
Yine "gen"lerin şifreleri ile ömrü üçe-beşe katlanan insanları şayet günde üç milyonluk asgari ücrete ve/veya ömür boyu hücreye mahkum edeceksek, bu buluşların kime ne faydası olacaktır. Veya bütün bu gelişmeler olurken Almanya''nın Hamburg kentinde katil köpeklerin pençesi altında can veren "Volkan"lara ne yapacağız? Medeniyet dediğimiz "Tek dişi kalmış canavar" yine gelip masumları bulacak, parçalayacak ve öldürecektir.
Bir ihtiyarlar (yaşlılar) coğrafyası haline gelen Avrupa ve Amerika''yı daha da yaşlandırmak insanlığa ne katacaktır? Efendim derler ki; zamanın evvelinde bir "bilge" zat araştırıp ölümsüzlük "pınar"ını bulmuş ve kendisini ölümsüzleştirmeden önce yakınlarına ve hatta ormandaki hayvanlara bile danışıp sormuş...
Her kafadan ayrı bir ses çıkarken, genelde herkes bu "bilge zat"ın çok yaşamasını ve hatta ölümsüz olmasını salık vermiş.
Ağır aksak yürüyüşü ile toplantıya geç kalan kaplumbağa kan ter içerisinde bu mahalle vardığında karar verilmek üzeredir.
Elindeki tastan ölümsüzlük suyunu içmeden önce son olarak kaplumbağanın fikrini soran bu bilge zat aldığı cevapla titrer!... "Sultanım!" der kaplumbağa. "Bu dünya bunca mihnete değer mi? Şimdi siz ölümsüz olsanız bile; eşiniz, dostunuz, çocuklarınız ve sevdikleriniz teker teker hayata veda ederken, bu acılara nasıl katlanacak ve yalnız yaşamaya nasıl devam edeceksiniz?"
Evet mesele bencillik edip, bu dünyada acılar ve yalnızlıklar içinde yaşamak değil; mutlulukları paylaşıp, sevdiklerimizle birlikte olmaktır.
İsterseniz siz çok yaşayın e mi!..

