Kaydet
a- | +A

Asrın felâketi tabirleri ile dünyaya duyurduğumuz ''deprem''in yaralarını sarmak yerine daha da kanatıyoruz. Öyle ki normal ve tabii seyrine bırakarak önlenebilecek problemleri müdahalelerimizle büyütüp azdırıyoruz.

Başlangıçtaki "reaksiyon" gecikmesi, giderek "organizasyon" kargaşasına dönüşmektedir. Komisyon ve tim çalışmasına yatkın olmayan yönetim, hata üstüne hata tazeliyor.

İlk günlerdeki tesbitlere göre 50-60 milyar dolarlar civarında seyreden kayıplar, giderek 3-5 milyara düşürüldü. Böylece iç ve dış yardımlar da "bıçak" gibi kesildi.

Yaşananlar ortada... Hem asrın felâketi diyecek, hem de zararı 3-5 milyar dolarla sınırlandıracaksınız. Bu olacak iş değil!

Bölgedeki başıboşluğun bir aylık zamana rağmen önlenememiş olması büyük bir "ayıp"tır. Etkileri yıllarca sürecek böyle bir felâketin reflekslerle tedavisi zordur. Ciddi yapısal tedbirler alınmalıdır.

İlk etapta bölgeye has özel bir yönetim oluşturulmalıdır. İllerde valiler, ilçelerde kaymakamlar ve köylerde de muhtarlar başkanlığında yetkili üniteler oluşturularak jandarma, polis, din adamı, öğretmen ve teknik personelden oluşan "tim"ler kanalıyla bölgede huzur ve istikrar tesis edilmelidir.

İhtiyaç sahiplerinin belirlenmesinde merkezden gelen ekiplerin tesbit ve teşhisleri yanıltıcı olabilir. Bu bakımdan bilhassa çadır ve yiyecek (gıda) dağıtımındaki aksaklıklar ancak mahalli yetkililerce çözümlenebilecektir.

Zamanında, etkili ve kalıcı tedbirler alınmadığından vatandaşlarımız felâket bölgelerini terkedememektedir. Haklarının zayi olabileceği düşüncesiyle bölgede (zor da olsa) kalmayı yeğleyen bu insanlara "resmi belge"ler verilerek, bölge boşaltılmalıdır.

Barınma ihtiyacı adı altında sürdürülen çalışmalarla ilgili olarak İhlâs İnşaat Grubu Başkanı Zeki Celep''in görüşlerine başvurduğumuzda çok ilginç teklifler aldık.

Konut, altyapı ve ulaşım projelerinde yurtiçi ve yurtdışı tecrübeleri olan İhlâs İnşaat grubu, prefabrik yapılanmanın zaman ve malzeme israfı olduğu görüşünde..

Yer gösterildiği takdirde, dayanıklı konutların makina ve teknoloji yoğun çalışmalarla, kısa sürelerde inşa edilmesinin mümkün olduğu görüşü ağırlık kazanmaktadır.

Konut inşaatının bir bölümü prefabrik olurken, diğer bir bölümünün de kalıcı ve dayanıklı konutlarla karşılanabilme alternatifinin kullanılması tavsiye edilmektedir.

Çadırların bir bölümünün kışı geçirmeye müsait olmadığı bellidir. Ancak önemli miktarlara ulaşan yaz-kış oturulabilir çadırlardan bu yıl istifade edilmelidir.

Böylece üç aşamalı bir plânlama ile bölgedeki iskân kargaşası önlenebilir denilmektedir.

Bu arada ortaya çıkan eğitim ve öğretim kargaşasına da çözüm getirmek gerekir. Okul çağındaki çocuk sayılarının tesbiti, sınıfların belirlenmesi ve tercih alternatiflerinin sunulması çok önemli bir hizmet olacaktır.

Marmara Bölgesi dışındaki okullarda eğitim ve öğretim başladığına göre; gecikmelere fırsat verilmeden, gençleri sağlıklı eğitim kurumlarına kanalize etme çareleri aranmalıdır.

Bu arada "Koyun can derdine düşmüş deprenirken, kasap et derdinde..." denilecek yaklaşımlara şahit oluyoruz.. YÖK Rektörler Komitesi, türbanın "kapalı" alanlardan sonra "açık" alanlarda da yasaklandığını duyurarak; kendine yakışır çok ciddi (!) bir karar almanın keyfini sürüyor.

Kaşıkla temin etmeye çalıştığımız huzur ve istikrar kepçeyle tahrip ediliyor. Yaraları sarma ve kenetlenme yerine, yaralara tuz basılarak, problemler azdırılıyor!..

Ne diyelim? "Haydi hayırlısı"