Kaydet
a- | +A

Yeni eğitim ve öğretim yılı başladı. Yirmibirinci yüzyılın ilk öğretim yılı hakkında ümitli olmak isterdik. Ancak elimizdeki veriler ve bize ulaşan bilgilere göre bu mümkün değil!

Birçok ülkenin nüfusunu aşan 15 milyonluk öğrenci ordusu ve beşyüz bin kişiye ulaşan komuta grubu durumundaki yönetici ve öğretmen şaşkın.

"Silâh başı"na komutuna benzer bir şekilde "ders başı" yapılmasının sonuçlarını hep birlikte görüp, yaşayacağız. Geçim derdine düşmüş, ek bir iş peşinde koşan öğretmenlerin; öğrencilere ve eğitime ayıracakları zaman ve enerjileri tükenmiş durumda...

Üç ayı aşkın tatil dönemini Ağustos böceği misali çalıp söyleyerek geçiren Bakanlık, halen öğretmen tayinlerini (atama) dahî gerçekleştirebilmiş değildir.

Yeni mezun, tecrübesiz ve zorunlu olarak "stajiyer" durumundaki öğretmenlerin; sisteme uyum sağlaması asgari altı haftayı alacaktır. Hiçbir oryantasyon (uyum) seminerine katılmamış olan bu çiçeği burnunda öğretmenlerin, birinci sömestr içinde hiç kimseye faydası olamayacaktır.

Okul ve dershanelerin (derslik) durumunu yazmamıza gerek bile yoktur. Kalabalık sınıflar, yardımcı ders araçları ve labaratuvarlardan yoksun olan okullar, burnunun önünü görmekten aciz yöneticiler sebebiyle Türk eğitim sistemi bitkisel hayata girmiştir.

Yaşadığımız deprem felâketinin olumsuz etkilerini kabulleniyoruz da, bu mazeretin arkasına sığınılmasını hazmedemiyoruz. Üç ayı tatil olan bir yıllık süre içerisinde istenilseydi çok şeyler yapılabilirdi...

İstenmedi ve istenmeyecek. Çünkü moral ve hedefler yönüyle çöküntü içinde olan milli eğitimimiz sebebiyle; veli de, öğretmen de öğrenci de bezgin bıkkın ve isteksiz.

Muhal farz bu sistem içerisinde eğitim ve öğretime tam katılan, kendini parçalayan ve bulunduğu okulu birincilikle bitiren bir öğrenciyi ele alalım!

Bu gayretinin sonucu ne olacaktır? Üniversiteye bile giremeyen yüzlerce lise birincisi sayfalarda boy gösterirken, birinciliğe kim talip olacaktır?

Gerçi bu beyinler üniversiteyi kazanmış olsalar, hatta mezun dahi olsalar netice değişmeyecektir. Diplomalı işsiz sayısını artırmaktan başka bir katkıları olmayacak, olamayacaktır.

Hele "soluksuz" eğitim saçmalığı ile tarûmar edilen meslek eğitiminden sonra, diplomalı işsiz sayılarında dünya sıralamalarında kürsüler bizimdir.

Ömürlerin en verimli çağları olan gençlik dönemleri bu ölçüde çarçur edilen başka bir gençlik bulmak zordur. Biz gençlere kabahat bulmuyor, bulamıyoruz!..

Bunca dert ve problem içerisinde, hâlâ elinde kadehi ile "kokteyl"lerde boy gösterip, koltuğuna sıkı sıkıya sarılan "Bakan"a hayret ediyoruz.

Yine de "hayırlı olsun!" demekten başka bir çare göremiyoruz!

Hayırlı olsun...