Avrupa Birliği üyeliğimizle ilgili yeni fırıldaklar dönüyor... Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu anlamakta güçlük çekiliyor. Bu durum sadece Avrupa Birliği''ne üye ülkelerin tutumlarından değil, bizim hükümetlerimizin "ketum"luğundan da kaynaklanmaktadır. Hemen her konuda uluorta konuşulmasına, her seviyedeki bürokratların açıklamalarına, hatta hükümet üyelerinin beyanatlarına rağmen, vatandaşlarımızın Avrupa Birliği nezdindeki yerimiz ve konumumuz hakkında bilgileri yoktur. Türkiye''deki kamuoyu gibi, Avrupa''daki Türk varlığı da bu konuda yeterli bilgiye sahip değildir.
Açıkçası "Türkiye-AB" ilişkileri ile, "Türkiye-IMF" ilişkileri hakkında ciddi, tutarlı, istikrarlı, inandırıcı ve eğitici hiçbir gayretimiz yok!.. Hele Gümrük Birliği''ne katılışımız ve sonrasındaki durum tam bir "zenci saçı". Serbest dolaşım hakları da dahil olmak üzere hiçbir konuda "AB" bize karşı yumuşak, adil ve samimi değildir. Avrupa Birliği''nin bugün Türkiye''den talep ettikleri hususların hiçbiri bizatihi bu ülkelerde yaşayan Türklere tanınmamıştır. Yunanistan''daki Türk varlığına sağlanan haklara(!) bir bakınız. "En iyi Türk, ölü Türktür!" anlayışının hakim olduğu bu "AB" üyesi ülkenin bize tanımadığı hakları bazı vatandaşlarımıza tanımaya zorlanıyoruz.
Irkçılık ve etnik bölücülük bugünün ve bu asrın problemi değildir. Onsekizinci yüzyıldan bu yana Avrupa, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu''da bu sakil ideoloji milyonlarca cana mal oldu. Buna rağmen hâlâ ırkçılık ve etnik bölücülükten medet ummak samimiyetsizliktir. Kürtçe yayınlardan tutun da, Kürtçe eğitime kadar uzanan bir talep ve baskı altındayız. Bütün bu olumsuz ilişkilere rağmen hükümetlerimiz her nedense "AB"ye karşı kuzu gibiler. Avrupa ile iyi ilişkiler içinde olmak ayrı, sürekli tavizler vererek vatandaşlarımızın özgüvenini tahrip etmek ayrıdır.
Kürtçe ve/veya Arnavutça yahut başka bir dilde eğitim ve yayın imkanlarının tanınması "AB"yi tatmin etmeye yetmeyecektir. Peşinden Kıbrıs ve Ege adaları ile Batı Trakya gelecektir. Muhal farz; Kıbrıs''ın tamamını Rumlara versek "AB"ye tam üyelik sağlanabilecek midir? Ne gezer! Biz boynumuza "haç", camilerimize "çan" takmadan Avrupa Birliği''ne üye olamayız. Bu konuda çok şeyler söylendi, çok şeyler yazıldı, ancak netice hep aynıdır. Avrupa Birliği''nin temel amacı Hıristiyan dogmalarının tüm Avrupa''ya hakim olmasını sağlamaktır. Gerisi "lâf-ü güzâf"tır. Hem zaten Ural Dağları ve boğazların doğusu hiçbir zaman Avrupa sayılmamıştır. "AB"nin bir hedefi de Türkleri Uralların doğusuna sürmektir. Bunu biz söylemiyoruz. Adamların kendileri söylüyor. Bizim içişlerimiz bir yana yatak odalarımıza kadar giren "AB"ye karşı küsmek, darılmak, buzluğa kaldırmak vs. gibi subjektif önlemler dışında ne yapabildik? Birşeyi icra etmek, planlama ve kararlılık ister. Çalışmadan, fikir üretmeden, ter dökmeden hedeflere varılmaz! Verheugen ve sunduğu rapora veryansın edenlerin aksine biz; bizim gözümüzü açtığı için her ikisine de teşekkür ediyoruz.
Ve... bu raporla gözü açılan yönetici, politikacı ve yarı aydınlarımıza sadece; "Günaydın beyler" diyoruz...

