Kaydet
a- | +A

Çok sık olmamakla birlikte zaman zaman akl-ı evvellerin gündeme getirdiği hac ve umre ibadetleri ile ilgili görüşler, bugünlerde yine moda... Aslında "namazda gözü olmayanın ezanda kulağı olmaz derler" ya; fakat bu defa durum farklı!..

Efendim, Müslümanlar''ın yıllar boyu canlı tuttukları mübarek beldeleri ziyaret isteği sadece "ibadet" boyutu ile sınırlı değildir. "İbadet" öncelikli de olsa bu ziyaretin; dinlenme, eğlenme ve tatil boyutlarının da olduğu ortadadır.

Yıllarca çalışıp, kazanmış, yememiş içmemiş ve bir tatil bile yapmamış büyük bir çoğunluğun, Hac ve Umre ziyaretlerine göz dikmenin mantık ve hukuk yönü bir yana, insanî yönü de yoktur!

Hacc''ın farz olduğu konusunda hiç kimsenin tereddüdü yoktur sanırız. Burada gündeme getirilen birden çok hacca gidiş konusudur ki, bu da oran olarak kayda alınmayacak küçüklüktedir.

İkinci husus da, farz olmayan bir ibadet durumundaki umre ziyaretleri ve buna ayrılan kaynaklarda düğümlenmektedir.

Farz olmamakla birlikte çok önemli bir ibadet olan umre de; gerek Hz. peygamberimiz tarafından ve gerekse de günümüze kadar gelen bütün Müslümanlarca özenle ve ısrarla yapılagelmiştir.

Konuya bu açıklamalar ışığında bakıldığında, hiç kimsenin söyleyecek bir sözü olamaz. Her iki ibadet de inananlar için çok önemli ve terkedilmesi teklif edilemeyecek kadar ciddidir.

Bir de madalyonun diğer tarafına göz atalım!

Türkiye''de milyonlarca insan her yıl tatil yapmaktadır. Hatta bu tatiller bir defa ile de sınırlı değildir. Diğer bir ifade ile yaz ve kış tatilleri olarak ele alabileceğimiz bu tatillerin toplam masrafları hac ve umre harcamaları ile kıyas edilemeyecek oranlarda ve çokluktadır.

Diğer taraftan milli ve/veya dini vesilelerin de dışında bir seyahat ve eğlence trafiğinin varlığını hiçbirimiz reddedemiyiz. Kaldı ki bu seyyahatlerin birçoğu etik değerlerimiz açısından da sürekli tartışma konusu olmaktadır.

Şimdi, Uludağ, Kartalkaya, Erciyes, Palandöken ve Ilgaz kayak merkezlerindeki hareketlilik ve doluluk oranı bir yana, Bulgaristan, Slovenya, Avusturya, İsviçre ve Fransız kayak merkezlerinin varlıklı Türkler tarafından adeta istilâ edildiğini bilmeyen var mıdır?

Yine inanç ve kültür değerlerimizle hiç uyuşmayan Paskalya ve Noel tatillerinin Viyana, Milano, Paris, Londra, New York, Miami ve hatta Tokyo''da geçirilme alışkanlıkları ortada iken; Hac ve Umre ile ilgili değerlendirmelerde insaflı olunmalıdır.

İbadet niyeti ile Hac ve Umre ziyaretlerine giden saf ve temiz müslümanların buralarda büyük harcamalar yaptığı zannedilmemelidir. Beş yıldızlı otellerde değil, çok mütevazı yerlerde, hiçbir ekstra harcama yapmadan, ibadetle meşgul olan bu insanlar; çeşitli alkollü içkiler, kumar ve disko harcamaları yapmayan, sadece bedava olan "zemzem" suyunu kana kana içmekle yetinen kimselerdir.

Uçak masrafları dışında ciddi hiçbir masrafı, içkisi, kumarı ve eğlencesi olmayan bu saf ve samimi insanların; bu seyahat, tatil, dinlenme ve ibadet haklarına göz dikilmesi tek kelimeyle insafsızlık olacaktır.

Devletin borçlu olması sebebiyle Hac ve Umre ibadetini tahdit etmeden önce; etik değerlerimizle hiç de çakışmayan diğer yurtdışı seyahatlerin gözden geçirilmesi bizce daha yerinde bir davranış olacaktır.

Kaldı ki bu göreve (ziyarete) kendini hazırlayanların çok çeşitli hayırlar yaptıktan sonra Hac ve Umre kararı aldıkları hepimizce mâlumdur. Hac ve Umre ibadetini yapanların gayet iyi bildikleri gibi; Türk ziyaretçiler yaş ortalaması olarak en yüksek (yaşlı) kesimi oluşturmaktadır.

Diğer bir ifade ile her türlü hayır ve hasenat işlerinden sonra, helâl tasarrufları ile bir farzı yapmak isteyenlerin ibadet ve mülkiyet haklarına hangi gerekçe ile olursa olsun karşı çıkmanın; sadece insafsızlık değil ayrıca, kanunsuzluk olduğu da iyi bilinmelidir.