Bir iş muhakkak olacaksa, onu "olmuş" bilmek gerekir. Bütün canlılar gibi Esad''ın da bir gün öleceği belliydi.
1930''larda Nusayri bir aileden doğan Esad''ın yetmiş yıllık hayatı tam bir ibret vesikasıdır.
Otuz yıl boyunca Suriye''nin tek hakimi olan Esad''a dökülen gözyaşları seyredenleri aldatmamalıdır.
Kan ve barutla Suriye yönetimini elinde bulunduran bu "cunta"nın yaptıkları ortadadır.
Hele büyük Suriye iddiaları ile Türkiye''yi hedef alan yıkıcı ve bölücü faaliyetlere destek olması; Türkiye ve Türkler açısından affedilemez bir durumdur.
Ölenin ardından konuşmak zordur. Hatta aleyhte konuşmalar da tasvip edilmez. Ne var ki bu diktatörlükten zarar görenlerin de hak arama yetkileri ve görevleri vardır.
Esad''ın ölümü Ortadoğu''daki dengeleri sarsmış ve belki de Suriye dahil bütün bölgeyi etkileyecek bir istikrarsızlık başlamıştır.
Ama, her ne olursa olsun; Suriye ve komşuları böyle bir diktatörden kurtulmuştur.
İktidar nimetlerini kemirmekten enseleri ve göbekleri şişmiş koca koca adamların yalancıktan ağlamaları bile ölçü olamaz.
Sokaktaki vatandaşın düşüncesine inildiğinde hissiyat çok farklıdır. Bu Nusayri Cunta''nın yapmış olduğu zulüm ve işkencelerin iyi anlaşılması ancak Suriye''nin demokrasiye geçişi ile mümkündür.
Bugün için Suriye''de demokrasiden bahsetmek mümkün değildir. Demokrasiden bahsedilemeyen bir ülkede de sevinçlerin ve hüzünlerin ölçülebilmesi mümkün değildir.
Dost ve kardeş ülkeler olmamız gerekirken Esat yönetimindeki Suriye ile hep düşman kaldık.
Sadece "PKK ve Öcveren" meselesinde değil; genelde her konuda Suriye, Türkiye aleyhtarı politikalarıyla tanınır.
Biz birlikte yaşadığımız Suriye halkının Türkiye aleyhinde düşmanca duygular taşıyabileceğine inanmıyoruz. Nitekim sunî sınırlarla ayrılan iki ülke vatandaşlarının komşuluk ve akrabalık ilişkileri de bu görüşleri doğrulamaktadır.
Bütün bu söylenenler bir ölümü değerlendirmek değil, geleceği plânlamakla ilgilidir.
Literatürlere "terörist ülke" olarak geçmiş olan Suriye; bu tasnifi ve bu tanımı haketmemiştir. Ne var ki başındaki "Nusayri cunta"nın hayat felsefesinde terör ve uzlaşmazlık vardır.
Otuz yıllık diktatörlüğü döneminde ne Esat, ne de halkı huzur bulabilmiştir. Demirperde''nin bile yıkıldığı yirmibirinci yüzyılda bu tür rejimlerin yaşaması hem o ülkeler, hem de komşuları için büyük bir talihsizliktir.
Esad öldü! Olmayan bir büyük Suriye ideali de toprak oldu. Şimdi geçmişi unutup, geleceği plânlama zamanıdır.
Otuz küsur yıldan beri diktatörlükçe yönetilmiş kadrolardan demokratik düşünce ve eylemler beklemek hayaldir.
Ancak batıda müsbet bilimler tahsil etmiş Beşar''ın tercihi hayati önem taşımaktadır. Tercih kendisine aittir.
Hak ve batıl ancak bu denli açık, seçik ve belirgin olabilirdi!..
Biz Suriye''nin hür dünyaya açılmasını ve demokratik bir yapı içerisinde "hak"kı seçmesini isteriz.
Keşke "tercih" şahıslara, rejim muhafızlarına ve hastalıklı kadrolara değil; "halka" bırakılabilseydi!..

