Kaydet
a- | +A

Bunca acı, bunca felâket ve bunca sıkıntıdan sonra, işlerin düzelip, hayatın normale döneceğini ummuştuk!..

Fakat her nedense hiçbir gelişme, düzelme ve iyileşme gözlenemiyor. "Eski tas, eski hamam" anlayışı egemenliğini sürdürmeye devam ediyor...

TBMM Deprem Araştırma Komisyonu, deprem bölgesindeki ikinci incelemesini de tamamlayarak "rapor"unu açıkladı. Rapor oldukça geniş. Ancak özeti çok açık ve kısa, "Sosyal patlamalar olabilir!."

Şimdi bu açıklamayı duyduktan sonra siz olsanız ne yaparsınız? Oturup birilerinin sizin adınıza "hak"larınızı aramasını mı beklersiniz, yoksa siz "hak" arayışına mı çıkarsınız?

İşte durum bu. Komisyona davet edilen Kızılay Genel Başkanı Kemal Demir, bu davete icabet etmeyince 27 Eylül''de tekrar Meclis''e davet kararı alındı. Umarız bu defa teşrif (!) ederler.

Komisyon raporunda dile getirilen en büyük aksaklık; "belirsizlik". Depremzede de olsa insanlar yarınlarını plânlamak istiyor. Geleceğe dönük kararlarına ışık tutacak sağlıklı bilgiler arıyor. Başvuracağı ciddi ve güvenilir mercilere ihtiyaç duyuyor.

Kızılay''ın tekelindeki yardımların yürümediği, hoşnutsuzluk doğurduğu ve bu tekelin kaldırılması gereği açık seçik ifadelerle vurgulanıyor.

Buna rağmen alınan kararlar tam aksi istikamette cereyân ediyor. Sanki birileri "Arı kovanına çomak sokuyor..."

Biz özelleştirme adı altında birçok kamu kuruluşunu, özel sektöre peşkeş çekerken; burada kendiliğinden ortaya çıkan bir özelleşmeyi önleyip, tekel altına almaya çalışıyoruz.

İşin gerçeği "özelleşme" fikri ve anlayışı bürokrasiye ters gelmektedir. Önce ''beyin''lerin ve ''birey''lerin daha sonra ''kurum''ların özelleşmesi gerektiği bu olaylarla çok daha iyi anlaşılmaktadır.

Boyuna posuna, gücüne kuvvetine ve hatta imajına baktığımız zaman bir dünya ülkesi görünümündeki Türkiye''de yaşananlara bakılınca da kahroluyoruz.

Nerede başarılı ve faal bir sistem görülürse hemen üzerine çullanılmaktadır. Başarılı organizasyonların engellenmesindeki ustalığımıza diyecek yok doğrusu.

Bölgede faaliyet gösteren hayırsever insanların, dernek ve vakıfların anayasal mülkiyet haklarına el konulması, kanuni faaliyet sahalarının sınırlandırılması ve durup dururken sosyal patlamalara sebep olabilecek gayr-ı memnun kitlelerin oluşturulmasındaki "hikmet"i anlamak mümkün değildir.

İsrail, Yunanistan, Ermenistan ve diğer dış ülke yardım ekiplerine gösterilen anlayış, destek ve yardımlaşmanın; kendi insanımızdan kıskanılmasında art niyet vardır. Bağnazlık vardır. İdeolojik çekememezlik vardır.

Felâketin üzerimize çullandığı bu kritik dönemde bile, eski hesapları karıştırmakla huzur ve istikrar sağlanamaz. "Tıkır-tıkır" çalışan sistemlerin ''felç'' edilmesi kimseye yarar sağlamaz.

Haksızlıklar, hukuk ihlâlleri ve suç varsa o takdirde, zabıta ve adliye işe müdahale ederek hesap sorar.

Ancak hırsızlık ve yolsuzlukların bile sorgulanamadığı bu dönemde hayırseverlerin bunaltılmasının sonuçları yine garip ve çaresiz depremzedeleri etkileyecektir.

Bölge yeterince karışık ve çaresiz. Bari bir de sizler karıştırmayın!..