Türkiye''de yaşayan insanların büyük bir bölümünün ''hayat''tan kopuk olduğunu söylemek başkan Clinton''a nasib oldu...
Doğrusu ''yaşamak''la ''hayat''a dönmek arasındaki bu ince çizgiyi farkedebilmek kolay değildir.
Başkan Clinton''ın deprem bölgesindeki vatandaşlarımıza moral ve dayanma gücü aşılamaya dönük bu tesbiti, belki de Türkiye genelinin durumunu yansıtmaktadır.
Vatandaşlarımızın büyük bir bölümü yaşadıkları acılar, felâketler ve yoksulluklar sebebiyle hayattan kopmaktadırlar. Bu insanları tekrar hayata döndürecek bir rehabilitasyon plânına
ihtiyacımız var.
Üstün bir hitabet yeteneğine sahip olan Başkan Clinton''ın aynı zamanda çok hassas ve dikkatli bir göze ve kalbe sahip olduğu anlaşılmaktadır.
Bu gözlemci kişiliği ile yapmış olduğu tesbit bizleri duygulandırmış, düşünceye sevketmiştir.
Sürekli itilip kakılan, horlanan ve bir türlü devletin gözüne giremeyen sıradan vatandaşlarımızın; bu ''hayat''tan kopuk ve bezgin halleri dikkat çekicidir.
Gelecek hakkında ümitleri tükenmiş, beklentileri kalmamış geniş yığınların hayattan kopmalarından daha tabii ne olabilir?
Asrın felâketini yaşayan Türkiye; asrın zirvesi ''AGİT''
öncesinde, yine asrın lideri Başkan Clinton''ı tanımakla şanslıdır. Çünkü Başkan, Türkiye''ye güç ve moral vermiştir.
Uçağın merdivenlerinden inerek Esenboğa''ya ayak basışından bu yana Clinton ideal bir lider portresi çizmiş, hiçbir coğrafi ve kültürel farklılık hissi vermemiştir.
O, bizden biri gibi davranırken, güçlü kültürlerin güçlü liderler çıkarttığını da fısıldamaktadır.
Hepimizin dikkatini çeken mizah ve bilgi yüklü hitabeti yanısıra, vücut diliyle ifade ettiği ve vurguladığı hususlar ise ayrı bir ağırlık taşımaktadır.
Elini kaşının üzerine götürüp verdiği asker selamı veya istiklâl marşı dinlerken sağ elini kalbinin üstüne koyup selâmlaması, hatta en sakin haliyle gülümsemesi bile; usta bir aktöre taş çıkartacak tabiilikte seyretmektedir.
Askerî, ekonomik, politik ve sosyal konulardaki bilgi ve desteğinden çok Başkan''ı sevimli kılan saf insancıl davranışları olmuştur.
Türkiye kötü günlerinde iyi bir dost edinmiştir. Bu hassas, kritik ve acılı dönemimizde bize güç veren, destek sağlayan ''ABD'' yönetimi ve Başkan Clinton gönüllerde taht kurmuştur.
Tabi ülkeler arasındaki ilişkilerde bütün yakınlık ve desteklerin arkasında ''milli hedef ve menfaatler'' üstünlüğü ve önceliği olacaktır. Biz buna hazırlıklı olmalı ve alternatif plânlar üretmeliyiz.
Ancak ''Türk-ABD'' ilişkilerinde tarih boyu iyiniyet ve anlayışın hakim olduğunu da belirtmek gerekir. ''Türkiye-Avrupa'' ilişkilerinde hakim olan tarihi husumet; ''ABD'' ilişkilerinde pek görülmez.
Yine de ''ABD'' kamuoyunda güçlü bir lobiye sahip olan, Rum-Ermeni ve Yahudi gruplarının etkilerinden endişe etmemek mümkün değildir.
Buna rağmen ''ABD'' Ortadoğu, Kafkas ve Balkan politikalarında Türkiye''ye ayrı bir önem vermekte, Türkiye''nin tarihi misyonunu inkâr etmemektedir.
Yeni bir bin yıla girerken Türkiye üzgün, acılı ve biraz da şaşkındır. Ancak önüne konan fırsatlar da azımsanamayacak değerdedir.
"Kerameti kendinden menkul" kadrolar yerine; genç ve dinamik ekiplerin icraya getirilmesinden başka çare yoktur.
Globalleşen dünyamızda lider örnekleri hayli zengindir. Yeni yetişen kadroların içe kapalı kalmamaları, kendilerine çağdaş liderleri örnek almalarını tavsiye ederiz.
Türkiye, uzun yıllar bu çekirdek Amerikan ailesi ve dünya liderini konuşacak, zaman zaman da hatırlayarak referans gösterecektir!..

