Kaydet
a- | +A

Çadırdan ve çamurdan okula giden binlerce öğrencinin dramı yürekler yakıyor... Felaket bölgesindeki veliler, öğretmen ve öğrenciler çaresiz.

Mevsim sonbahar, yağmur ve soğuk iliklerimizi titretiyor. Giderek daha da soğuk havalar yaşayacağız. Bu durumdaki çocuklarımızın eğitim ve öğretiminden ne bekleyebiliriz?

Felaketzedelere karşı ilk günlerde duyduğumuz hassasiyet yerini vurdumduymazlığa terketmektedir.

Gerçi bölgeye yağan yardımlar akıllıca değerlendirilse, problemler azalacak. Ancak verimli bir organizasyon kurulamamasının sıkıntıları yaşanıyor...

Sivil toplum kuruluşlarından istifade etmek gerekirken, zorluklar çıkartılması, yardımlarda art niyet aranması ve bölgeye iyi niyetlerle gelenlerin küstürülmesi hiçkimseye fayda sağlamamıştır.

Milli Eğitim Bakanlığı bölgenin ihtiyaçlarını belirlemekte geç kalmıştır. Normal dönemlere göre teşkilatlanan İl Milli Eğitim Müdürlüklerinin felaket karşısında aciz kalmamaları tabiidir. Merkezin bölgeye özel ekipler göndererek yaraların sarılmasına yardımcı olması gerekir.

1999-2000 öğretim yılı bölge için tam bir kayıp olmuştur. Bu kaybı peşinen kabullenerek alternatif çözümler üretilmelidir.

Eğitim ve öğretim yerine, öncelikle öğrencilerin ve velilerin rehabilitasyonuna ağırlık verilmelidir. Klasik müfredat ve programlar yerine psikolojik destek vermeye yönelik çalışmalar yapılmalıdır.

Aç bîlaç çadır okullara doluşan miniklerimizin ruh ve beden sağlıkları öncelikli eğitim hedefi olmalıdır.

Yaşadığımız felaketin olumsuz etkileri yaklaşan kış şartları sebebiyle daha da artacak, direnci kaybolan çocuklarımız birçok problemle yüzyüze kalacaktır.

Kaygular, baskılar ve korkuların kol gezdiği bir ortamda eğitim ve öğretim ihtiyacı ikinci, hatta üçüncü derecede tali bir ihtiyaca dönüşecektir.

Hele üniversite hazırlık çağındaki öğrencilerimizin durumu daha da vahimdir. Ergenlik çağındaki bu gençlerimiz, üniversite yarışında kulvar dışında kalmıştır.

Maaşlarını Amerikan dolarına endekslemek gibi fantezilerin peşine düşen YÖK Başkanlığı, bu gençlerimiz için çözümler üretmelidir.

Hamaset dolu nutuklarla yeni öğretim yılını açan sözde milliyetçiler; iş, maaş yolculuk ve özlük haklarına gelince nasıl da Amerikancı oluyorlar?

Keşke bu bilim temsilcileri eğitim ve teknolojide de parasına hayran oldukları ABD''yi kendilerine örnek alabilseler. Bugün öğrenci başarısını ısrarla gündemde tutmaya çalışan YÖK; öğretim görevlilerinin başarısına bir göz atabilse; gerçekleri kolayca görecektir.

Dolarlarını örnek aldıkları ABD ve Batılı ülkelerdeki öğretim görevlilerinin çalışma temposuna bakıldığında; YÖK Başkanlığı''na bağlı üniversiteler, ''Huzurevleri'' görünümü vermektedirler.

Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK Başkanlığı''nın durumu böyle olunca, öğrencilerimizden fazla bir şey beklemek hakkına da sahip olamayız.

Yeni nesillerin yetiştirilme hizmeti sadece dolara ve maddi imkanlara endekslenemez. Misyoner bir ruh yapısına sahip olmayanlar ekmeğini başka sektörde aramalıdır.

İlim ve itibarı ''para''da arayan zihniyetin gençlerimizle irtibatı kesilmeli, idealist kadrolara fırsat verilmelidir.

Bir tarafta yaşanan felaket sebebiyle eğitim ve öğretim yapamayanlar, diğer tarafta da ''imkan''ları olduğu halde, ''türban''ları sebebiyle öğrenim haklarını kaybetme felaketiyle yüzyüze bırakılanlar.

İşte çağdaş Türkiye!

İşte ikibinli yıllar hülyası!

Ve işte gerçekler!..