Kafkaslar tıpkı Balkanlar gibi Türkiye''nin ilgi alanı ve hayat sahası içinde yer alan bir coğrafyadır.
Biz istesek de istemesek de bu bölgelerden soyutlanmamız mümkün değildir. Çevremizdeki ateş kuşağını, huzur bölgesi haline getirmek herkesten çok bizim sorumluluğumuzdadır.
Türkiye, Dağıstan ve Çeçenistan işgaline sessiz kaldıkça meseleler düşünülenin aksine çok daha büyüyecektir.
Bugüne kadar makul gördüğümüz ''AGİT''i beklemek düşüncesi, büyük bir ihtimalle sağlıklı ve doğru bir düşünceydi. Ne var ki konu zirvede çözüme ulaştırılamamış, sürüncemede bırakılmıştır.
Kayıkçı kavgasını andıran sataşma ve küfürleşmeler, sivil ve günahsız Çeçenler''in ölmelerine tedbir olmaktan çok teşvik gibi algılanmıştır.
Mevcut haliyle tam bir insanlık dramına dönüşen ''Ordodoks Rus mezalimi''nin diyalog ve barışçı yollardan çözümünü biz de arzu etmekteyiz.
Ancak, bu sağlanamadığı takdirde mesele mevcut haline terkedilemez. Her ne kadar Başbakan Ecevit, konuyu "Ruslar''ın iç meselesi" olarak tanımlamışsa da, bu görüşü savunan Ecevit dışında hiçbir lider ve devlet adamı mevcut değildir.
Hele basın yayın organlarına yansıyan ortaçağ bile değil, taş devri işkencelerine hiçbir ülke ve lider gözlerini kapatamaz!
Bu arada TBMM, Kafkaslar''daki son durumu öncelikli gündem olarak görüşmek zorundadır.
MHP''nin de ortağı olduğu hükümet, görüşlerini ortaya koymak ve tavır almakla görevlidir. Şayet 57''nci Hükümet, Başbakan''a paralel bir görüş belirlemişse; o başka!.. Bu takdirde bizim de medya, vatandaş ve kamuoyu olarak söyleyeceklerimiz vardır ve olacaktır.
Yaşadığımız deprem felâketi sebebiyle kamuoyunun sessiz kalması ilgisizlik olarak değerlendirilmemelidir. Dikkat edilirse vatandaşlarımızın konuya ilgileri eskiye oranla artmakta, beklentiler tırmanmaktadır.
''AGİT'' öncesi ve esnasında anti Amerikan ve Clinton karşıtı gösteriler, her nedense eli Çeçen kanına bulaşmış olan Yeltsin''i hedef almamıştır.
Mevcut siyasi, askeri ve ekonomik gelişmeler ışığında, Yunanistan''ın Clinton''a karşı sergilediği kararlı tutum, Türkiye''de Yeltsin''e karşı gösterilmemiş, Türk misafirperverliği zedelenmemiştir.
Televizyonların "Vur patlasın, çal oynasın" duygusuzluğu ile sürdürdüğü yayınlar hükümet ve parlamentoyu aldatmamalıdır. Milletimizin kalbi kan ağlamaktadır.
Her vesile ile incir çekirdeğini bile doldurmayacak sudan konular için sokağa dökülen üniversitelerin cübbelileri, gençleri nerede?
Sivil toplum kuruluşları "dut yemiş bülbül" gibi suskun ve hareketsiz.
Sokak köpeklerinin ölümünü protesto etmek için kendini yerden yere çalan süslü püslü ''Panterler'' şimdi ne işle meşguller?
Peki ekranlardan dedim-dedin kavgaları ile başımızın etini yiyen siyasiler, otel lobilerini paylaşan o meşhur ''otel aslanları'' neden suskun?
Slav yayılmacılığı ve Slav mezalimine bugün ''dur'' denilmezse yarın çok geç olabilir.
"Bosna Endülüs Olmasın!" dedik, oldu... Yüzbinlerce günahsız hür Batı dünyasının gözleri önünde katledilip, kadınlar ve çocuk yaştaki genç kızlar kirletildi.
"Kosova, Bosna olmasın!" diye çırpındık, yine olanlar oldu... Günahsız insanlar yerlerinden yurtlarından sürüldü!..
Şimdi maalesef "Çeçenistan, Kosova ve Bosna olmasın!" bile diyen yok!..
Türkiye''nin üzerine ölü toprağı mı serpildi? Bugün değilse, ne zaman?
Ama hepimiz biliyoruz, "At sahibine göre kişner!"
Ya Rab bize hayırlı sahipler, sağlıklı yöneticiler gönder...

