Sevinç ve hüzün bazen kardeş gibi hatta ikiz kardeş gibi iç içe gelir. Biz bunun örneğini bu hafta içinde Frankfurt ve İstanbul''da yaşadık! Bu gurbet bizden çok şeyler alıp götürdü. Ancak bize çok şeyler kazandırmadı da değil. Halen bu kazanç ve kayıplar birbirini kovalayarak hayat devam ediyor. Ölüm kaçınılmaz bir hadise. Bunu teorik manada bilmeyen yok. Herkesin bildiği ve kabul ettiği ölümün, pratikte yaşanmasının verdiği acı ve ıstırap hiçbirşeye benzemiyor. Ankara ve İstanbul''da ellinci yılını görkemli bir şekilde kutlayan Milliyet Gazetesi, bu sevinç anında çok değerli bir mensubunu kaybetti.
Milliyet Gazetesi Avrupa Baskıları Haber Sorumlusu Bedri Gümüş genç yaşında aramızdan ayrıldı... Yani sevinç ve hüzün birbiriyle kucaklaştı.
Kuruluş kutlamaları ve defin peşpeşe geldi. Hayat bu kadar kısa ve bu kadar da karmaşık. Üzülmek mi, sevinmek mi gerekir diye düşünecek zamanımız da olmadı... Bendeniz Bedri Gümüş''ü hiç tanımam. Birlikte çalışmadığımız gibi; aynı dönemlerde benzer görevlerde de olmadık.
Ne var ki tanımadığım Bedri Gümüş''ü tanıyanların anlatmasına bakınca, işin doğrusu gönlüme ve kalbime "Kor" düştü.
Tanıyan herkesin ısrarla Hüsn-ü Şahadette bulunduğu bu "Kıymetli insan"ın en büyük özelliği iyi kalpliliği olsa gerekir.
Gurbet, Anavatan''a benzemez. Biz burada Anvatan''daki kavgaları yaşamaz, hep birlikte sevinir ve hep birlikte üzülürüz.
Dahası iyi ve kötü günde kederde ve kıvançta, birbirimize kenetlenir destek oluruz.
Bedri Gümüş''ün vefatı bizleri üzdüğü kadar, birleştirdi de... Tıpkı kabrinin doğu ve batıyı birleştirdiği ve kucakladığı gibi.
Bedri ile Hans, Elizabeth ile Elif aynen; Seyyit onbaşı ve Joni''nin Çanakkale''de yan yana kucak kucağa birlikte yattığı gibi, uzandı kara toprağa... Biz Avrupa''ya gelirken bunu düşünmemiştik! "Bir araba bir ev" felsefesiyle geldiğimiz Avrupa''da kalıcı olduğumuzu Bedri''nin nâşı ve kabri ile daha da iyi anladık.
Almanya ve/veya Avrupa''da entegrasyon olur mu, olmaz mı? Türkiye "AB"ye girer mi, giremez mi?
Doğrusu bilemiyoruz. Ancak Bedri ile Hans, Elizabeth ile Elif kabristan da entegre oldu bile!.. Gurbette sevinç ve hüzün çok ama çok ayrıdır anayurttan. Al bayrağa sarılmış bir tabut ve arkasından giden sel gibi cemaati, hatta "Tebareke" okuyan ve "Talkın" veren Hocaefendi''yi görünce hasretten burnumuzun direği sızladı... Hele Türkiye''nin acar gazetecisi Mehmet Koca''nın anavatandan getirttiği toprağı, rahmetli Bedri''nin kabrine serperken buğulanan gözleri; bir göçün, bir hicretin ve bir kararlılığın belgeseli gibiydi... Cenab-ı Hak Bedriye rahmet eylesin! Yakınlarına ve sevenlerine sabırlar versin. Başka sevinçlere evet, fakat hüzün ve keder vermesin!..

