Kaydet
a- | +A

Kendi kendine yeterli ve düzgün yürüyen ekonomilerin ''IMF'' ile hiç işi olmaz. ''IMF'' ile ilişkiye giren ekonomilerin peşinen hasta oldukları kabul edilir. Üç aşağı, beş yukarı aynı ortak özellikleri gösteren yetersiz ekonomilerin zaman zaman ''IMF'' ağına düştükleri gözlenmektedir. Diğer bir ifade ile ''IMF'' ile aynı çuvala girenler, bunun bedelini ödemek zorunda kalmaktadırlar. ''AB''ye üye adaylığı, ''G-20''lere üyelik ve uluslararası etkinliklere iştirak etmek yeterli olmuyor. Esasa müessir olmayan unvan ve taltiflerle ''zor''a düşmüş ekonomileri rahatlatan uluslararası finans ve politik kuruluşların hedefi ''kâr''dır. Zaten batının itici gücü ''madde'' değil midir? Değirmene kolay su temin etmek için ''hasta ekonomiler'' hedef seçilerek üzerlerine gidilmektedir. Unutmayın ''IMF'' ekibinin bunca şaşaası, giderleri yine vatandaşımızın sırtından temin edilecektir. ''IMF'' ile flört eden ekonomilerin bir diğer ortak özelliği de, ekonomiye uygulanan devlet müdahalesidir. Hür, demokratik ve liberal yapı içerisindeki ülke ve toplumların ''IMF'' ile ilişki kurmasına gerek bile yoktur. Dikkat edilirse ekonomik krize dönüşen ''IMF'' ile ilişkilerimiz, son üç yıldaki müdahalelerin neticesidir. Ekonomik göstergelerin giderek güven kaybettiği, şeffaf olması gereken bilgi ve kurumların gizliliğe bürünmesi, ekonomimizi içine kapanık hale getirmiştir. Global kriz ile izah edemeyeceğimiz ölçülerdeki enflasyon ve büyüme(me) hızına ilave olan döviz kurları artışı ekonomimizi bitirmiştir. Devletin resmi verilerine göre ''% 64.6'' oranına varan enflasyona karşı, döviz kur artışları ''% 86.5''lerde seyretmektedir. İşçi ücretleri ve memur aylıkları ''% 50''ler seviyesinde dondurulmuş olmasına rağmen; 1999 yılı fiyat artışları (zamlar) ''% 90''ları bile aşan oranlara varmıştır. İşin en kötü yanı da; 1998 yılında ''3.9'' olan ''büyüme'' hızı, bir yıl içinde ''büyümeme''ye dönüşmüş, ''-8.8''lik bir oranla dip yapmıştır. Bu göstergeler ışığında bütün zorlamalara rağmen ekonomimizin sağlıklı olmadığı anlaşılmaktadır. Bu hasarlı tablolar karşısında ''AB''adaylığı, ''G-20'' üyeliği gibi aldatmacalara hiç itibar edilmemelidir. Ülke ihtiyaçları ve vatandaş beklentilerinden çok ''IMF'' direktiflerine önem veren ''57''nci'' hükümet kendisini zora sokmaktadır. Umut bağladığımız ''stand-by'' antlaşmasının da pek fazla yarar sağlamayacağı hissedilmektedir. Daha şimdiden Türkiye''nin

kredi kalitesinin düştüğü haberleri yayılmaktadır.

Derler ya; "Körle yatan şaşı kalkar!" diye. Biz de "IMF ile aynı çuvala girmenin" diyetini ödüyoruz!..