Korktuğumuz başımıza geldi... Tonlarca petrol yüklü şilep, Florya önlerinde karaya oturmakla kalmadı; "Bir çuval inciri de berbad etti."
Bu çevre katliamının tamiri de mümkün değil... İstanbul ve Çanakkale boğazlarını petrol boru hattı gibi kullanmak isteyen azgın sermayeye karşı, Türkiye hiçbir zaman gerektiği gibi ses çıkartamadı... Tavır koyamadı!
Görünüşte İstanbul''un nadide semtlerinden Florya zarar gördü gibi... Aslında sadece Florya değil; Edirne''den Ardahan''a, üzerinde hepimizin hakkı bulunan güzelim "Marmara Denizi" kirletildi.
Dünyanın incisi İstanbul''u tehdit eden bu tanker taşımacılığına "dur!" denilemezse, Türkiye''ye yazık olur!
Biz sesimizi çıkartmadığımız için Avrupa''nın kirini, pasını, zehirini taşıyarak Karadeniz''i ölü denize çevirenler, şimdi gözlerini Boğazlar ve Marmara''ya dikmişlerdir.
Denizi kirleten 53 gemiye bugüne kadar (1999 yılı içerisinde) 850 milyar ceza yazıldığını açıklayan yetkililer, görev yapmış olmanın huzuru (!) içerisindeler.
Karşılaştığımız kirliliğin maddi değeri, bırakınız Türk lirasını; ABD doları ile bile ölçülemez. Bu tür mazeretlerin arkasına sığınılarak böyle önemli bir konu geçiştirilemez!..
Rus petrol şirketlerinin ucuz taşımacılık sebebiyle özellikle tercih ettikleri bu tür yıkık dökük gemiler, bizim tabii kaynaklarımız ve güzelliklerimiz için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Türkiye Ege Denizi''nden giriş yapan boş tankerleri Çanakkale Boğazı''ndan geri çevirmek suretiyle kendini güvence altına almadıkça; bu tür (kaza değil) belâların üstesinden gelemez.
"Teker kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur" derler. Biz bu tür kazalarla karşılaşmadan önce tedbirler almalıyız. Yalap şap kesilen cezalarla bu zenginliklerin muhafaza edilemeyeceği ortadadır.
Boğazlarımızın "petrol yolu" olmadığı ısrarla vurgulanmalı ve uluslararası platformlarda kabul gören tedbirler geliştirilmelidir. Bu sadece Dışişleri Bakanlığımız ile de sınırlı değildir. Sivil toplum örgütleri ve özellikle de çevreci kuruluşlar konu hakkında bilgilendirilerek, yardımları alınmalıdır.
Hele sabıkalı Rus gemilerinin Marmara Denizi''nde demirlemelerine katiyetle müsamaha ve müsaade edilmemelidir.
Sızan ham petrolün denizlerimizden temizlenmeye başlandığı iddiaları da külliyen yalandır. Kim, hangi ekipman ve teknoloji ile bu temizliği başaracaktır? Sonra bu iş muhal farz sağlanabilse bile, işin maddi potrtesi ne olacak ve kimin tarafından üstlenilecektir.
Görüleceği üzere mesele kamuoyuna takdim edildiği kadar basit bir çevre kirliliği olmayıp, yıllarca etkileri silinemeyecek bir afattır.
Bugüne kadar boğaz güvenliği açısından ele alınan seyrüsefer işlemlerine bir ciddiyet kazandırılmasının zamanı gelmiş ve geçmektedir. Miadı dolmuş gemileri boğaza kabul etmenin maliyetleri çok yüksektir.
Sağlam ve uluslararası standartlara uygun dahi olsa, petrol ve tehlikeli madde taşımacılığına belli sınırlamalar getirilmesi hem tabii, hem de gereklidir!
Belki de özel sigorta işlemleri ile ciddi şekilde kayda alınmayan geçişlerin tamamen iptali cihetine gidilmesi gerekecektir. Bizim sağlığımız, güvenliğimiz ve geleceğimiz açısından bu tedbirler kaçınılmazdır.
Bugüne kadar süren başıboşluğun, bundan sonra da sürmesini istemek ülkemize yapılabilecek en büyük ihanettir. Dünyanın incisi boğazlarımıza karşı sürdürülen bu kayıtsızlığa "dur!" denilmelidir.
Çevre Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı ve Belediyeler arasındaki koordine eksikliği en kısa zamanda giderilerek meselenin ilk elde "sorumlusu"nun tesbit edilmesi ilk adım olarak önem taşımaktadır.
Sorumsuzluk ve koordinesizlik sebebiyle ortaya çıkan sonuçlar ürkütücüdür.
Geçen zamana ve kaybolan hazinelerimize yazık olmaktadır!..

