Avrupa Birliği ve Türkiye arasındaki ilişkiler zannedildiği veya aktarıldığı gibi sağlıklı ve uzun soluklu görünmüyor. Avrupa Birliği''ne üye ülkeler tek tek de ele alındığında durumumuz iç açıcı değildir. Nedenini soracak olursanız; tek bir sebebe bağlı olmayan bir seri olumsuzlukların mevcudiyeti ortadadır. Bugüne kadar Avrupa Birliği''nin "Piyon"u olan Yunanistan geri çekilmiş olsa da, "Saman altından su yürütme"ye devam ediyor... Bizim aklı bir karış havada bazı siyasetçilerimiz ve bazı yarı aydınlarımızın iddia ettiği gibi hiçbir yumuşama söz konusu değildir. Yunanistan milli hedef ve menfaatleri istikametinde taviz vermeden var gücüyle çalışmaktadır.
Esasa müessir olmayan, suya sabuna dokunmayan meselelerde; "Yunanlı"nın taviz verdiğini görenler ciddi bir yumuşama olduğu inancına kapılıyorlar. Durum gerçekten böyle midir? Hayır! Yüz bin defa hayır!.. Nitekim son günlerde Ege ve Kıbrıs konusunda Yunanistan yeniden "Dişini" gösteriyor.
İkili ilişkiler bir yana, Avrupa Birliği nezdindeki hiçbir kazanılmış hakkımız da alınabilmiş değildir.
Gümrük Birliği antlaşmasını ele alalım. Bütün yükümlülüklerini yerine getirdiğimiz bu antlaşmadan doğan hangi hakkımız alınabilmiştir. Ortak pazar anlayışının temelini oluşturan Gümrük Birliği nerede kalmıştır. Bize göre "Ortak"lık ölmüş, "Pazar" olmamız devam ediyor.
Bütün bunlardan sadece Yunanistan''ı sorumlu tutmak haksızlık olur. Ancak Yunanistan''ı "Sütten çıkmış ak kaşık" gibi göstermek isteyenler var. "PKK" ve "Öcveren" konusunda Yunanistan''ın yaptıkları ne çabuk unutuldu. Şimdi İran''ı terör üssü ilân edenler "Lavrion" kamplarında eğitilen bölücüleri unutmuşa benziyorlar. İran-Irak, Irak-Suriye, Türkiye-İran, Türkiye-Irak ve Türkiye-Suriye arasında gerginlikler doğuran kimlerdir? Meselâ İran''ı ele alalım. İran insan hakları ihlallerinde baş sıradadır. Bu durum sadece Humeyni ve sonrasıyla sınırlı değildir. Şah döneminde de İran, aynı İran''dı.
Dün Pers yayılmacılığı ve emperyalizmini savunan İran yönetimi, bugün yerini şia inancını ihraç etmek isteyen yönetimlere devretmiştir.
Devrim ihraç faaliyetlerinden sadece Türkiye değil, bütün İslâm ülkeleri rahatsızdır. Misal mi? İşte Suudi Arabistan. Adamlar her hac mevsiminde İranlı şiilerden ve taşkınlıklarından dolayı "Ölüp, ölüp diriliyor!.." Bizim kanlı bıçaklı olduğumuz aynı İran; bugün Almanya ile "Can ciğer kuzu sarması" İnsan hakları ihlâlleri ve terör konularında iler tutar yanı olmayan İran''ın Cumhurbaşkanı Hatemi, Almanya''da krallar gibi ağırlanıyor.
ABD''nin ambargosuna rağmen, başta Almanya olmak üzere bütün Avrupa Birliği''ne üye ülkeler İran''a mal satma yarışında. Tamam hiç kimsenin iyi ilişkileri bizi ilgilendirmez. Ancak burnumuzun dibindeki İran, Irak ve Suriye''ye biz gıda ve ilaç bile satamazken, batılılar kimyasal silahlar da dahil her türlü malı satabiliyorlar.
Bize "Tüü kaka" diye tanıttıkları İran''ın Cumhurbaşkanını yere göğe sığdıramıyorlar. İyi de bu şia bize "belâ" da, Batıya "rahmet" midir?
Türkiye, Avrupa Birliği ile ilişkilerinde hep "veren" taraf olmuştur. Ancak bütün bu tavizlere rağmen ufukta görünen bir iyileşme de yoktur.
Peki ne yapalım? Derseniz, bize göre "Ağlamayan çocuğa meme vermezler!" Öyleyse biz de haklarımızın takipçisi olalım. Bu Avrupa Birliği''ne üye olma "hülyası" veya "krizi" bakalım bize daha nelere mâlolacaktır?

