Şimdi de kimin kimi seçtiği tartışılıyor. Bugüne kadar canciğer kuzu sarması olanlar, zülfiyare dokununca hasım oldular. Cumhurbaşkanı''nın milletvekilleri hakkındaki tesbiti yeni değildir. Çok partili parlamenter düzene geçmeden önce de sistem aynıydı... Türkiye''de her dönemde "tek" adam yönetimine özlem duyulur. Aslında bizim "seçilmiş"lerimiz "atanmış"larımızdan faksızdır. Bu yüzden de "devlet"çilik her dönemdeki hâkim anlayışı oluşturur.
"Tesbit"lerin nerede ve hangi şartlarda yapıldığı önemli olmakla birlikte; aslolan "tesbit"in yeri değil, muhtevasıdır. Şimdi başlatılan tartışmanın pratik bir yararı da yoktur.
Olan olmuş, "Atı alan Üsküdar''ı geçmiş"tir. İster seçilmiş ister atanmış olsun geldiği ve getirildiği görevdeki performansına bakılmalıdır. Bulunduğu mevkiin hakkını veren, görevinin üstesinden gelen için bunlar detaydır.
Bir kimsenin yanlış ve/veya haksız iktisabı diğerleri için gerekçe yapılamaz. Çok meşhur bir söz vardır. "Suî misal, emsal olmaz!" derler.
Türk siyasi hayatında yaşanan dalgalanmaların bütün toplum katmanlarını etkilediği ortadadır. Zaten çok partili politik hayatımızın büyük bölümü kavgalar, küskünlükler ve dargınlıklarla geçmiştir.
Bugün bile siyasi parti liderlerinin gerek partileri ve gerekse müşterek hizmet verdikleri diğer parti başkanlarıyla sağlıklı ilişkiler kuramadıkları meydandadır.
Demokratik olmayan yaklaşımların demokrasiye katkıları da olamaz. Biz ikiyüz yıldır demokrasi ve hürriyet çığırtkanlığı yapmamıza rağmen; bu isteklerimizin sadece "söz"de kaldığı da bir gerçektir.
Bizde "iktidar"daki söylemler farklı, "muhalefet"teki söylemler daha da farklıdır.
Cumhurbaşkanı''nın seçiliş tarzı şahsının değil; koalisyon partilerinin tercihidir. Talep de kendilerinden gelmemiş, adeta apar topar "Çankaya"ya itilmiştir.
Cumhurbaşkanı''nı bu yöntemle seçenlerin şimdi söz söyleme hakları yoktur. Genel seçimlerde kadrolarına Cumhurbaşkanı adaylarını almayı düşünmeyenler, şimdi bu durumu susup, kabullenmek zorundadırlar.
Hem sonra Cumhurbaşkanı ile ilgili hiçbir problem de yoktur. Devleti tanıyan, işleyişi bilen ve "hukuk"u merkeze alan bir anlayıştan herkes memnundur.
Milletin asıl sıkıntısı, siyasi partiler ve parti içi "dikta"lardan kaynaklanmaktadır. Bunu kim, hangi zeminde seslendirirse seslendirsin "doğru"yu söylemektedir.
Aslında bunca bölünmüşlüğün temelinde de; partilerdeki demokratik yapı ve anlayış yatmaktadır. Partilerde mevcut "Az olsun benim olsun!" anlayışını kim inkâr edebilir?
Bu tesbit haklı, yerinde ve gerekli bir tesbittir. Uluorta karşı koymak yerine; düşünerek bu eksikliğimizi gidermemiz gerekir!..
Gereksiz tartışma ve sürtüşmelerle kaybettiğimiz zaman ve imkânlar yetti ve arttı bile.
Biraz gayret ve anlayış lütfen!

