Hedefler ulaşılabilir oldukları ölçüde değer kazanırlar. Ütopik hedeflerle büyük kitlelerin uzun süre canlı tutulması mümkün olmaz. Yine hedefler varıldığında haz veren meyve veren ve paylaşılabilir olmalı. Belli kesim ve kesitleri mutlu edecek kısmî hedefler, bütün kitleleri tatmin edemez... Sonra hedefler; kul yapısı ölçüm ve değerlerle ortaya konulmuş, her zaman değiştirilmesi, geliştirilmesi mümkün olan ideallerdir. Şimdilerde "dediğim dedik, çaldığım düdük" anlayışı moda oldu. Hangi konuyu ele alırsak alalım, bir bağnazlık, bir tutuculuk ve bir katılıkla karşılaşıyoruz. Hedeflere varacak en ''kısa'' yol kadar, en ''emin'' yol da önemlidir. Önce insanların sağlık ve mutluluğu düşünülmelidir. Topluma huzur, refah ve mutluluk vermeyen, veremeyen hedefler ve yollar makbul sayılamaz! ''IMF'' destekli ekonomik program ve hedeflerimizi bir de bu gözle ele alıp, değerlendirelim. Enflasyonla mücadele sadece dar ve sabit gelirlilerin sırtına yüklendi. Zaten zor şartlarda yaşayan büyük kitleler mutazarrır edildi... ''Taviz'' verilmeyecek! Sözünün arkasına saklanılarak emekli, dul, yetimler hırpalandı. İşçi ve memur ücretleri tahdit edilirken, ''zam'' ların ardı arkası kesilmedi...
Para birimi Türkiye''nin para birimini dolar ve mark zanneden türedi yöneticiler sebebiyle vatandaş bunaldı... İşçi, memur, emekli ve esnafın gelirleri dövize endeksli değil! Yürürlükteki para birimi ''TL'' ile kazananlara; ''Dolar'' ve ''Mark'' bazında ''zam''lar salmak hiç de âdil bir davranış olmadı. Efendim, "biz de döviz borçlanıp, dövizle hizmet satın alıyoruz" gibi sığ bir mazeretin arkasına sığınmak ''aciz''li#tir. Siz siz olun da paranızın değerini koruyun! Yine siz hünerli olun da borçlanmayın.
Siz, karar beyinleri olarak üzerinize düşen görevleri yerine getiremez ve yönetimde zaaf doğurursanız, bunun ceremesini halka yükleyemezsiniz!.. Liderlerin (koalisyonu oluşturan) biraraya gelerek, bazı ekonomik tedbirleri ele almaları sevindiricidir. Geç kalınmış dahi olsa, sorumsuzluktan iyidir. Ortada ciddi rahatsızlıkların çıplak gözle bile görülebildiği bu durumda; ''ısrar'' ve ''inat''ın faydası yoktur! Belli başlı ''sektör''lerin bile ele alınıp, rahatlatılması ekonomimize bir canlılık verecektir. Hele finans sektöründe yaşanan ''kriz'' tahammül ölçülerini aşmıştır. Bir taraftan usulsüzlük ve yolsuzluklarla kaybolan milli servet, diğer taraftan çok katı bir biçimde uygulanan ekonomik tedbirler, vatandaşları da iş dünyasını da bunaltmıştır. Vergi vermeyelim, demiyoruz! Ancak yumurtlayan tavuğun tüyünü yolmanın da bir manası yok! Sıkıntılar paylaşılır ve belli dönemlere kaydırılırsa acılar azalır. Üretim de mutluluk da artar. Mesele insan ve insanın mutluluğu, refahı olmalıdır!..

