Kaydet
a- | +A

Şu sanal dünya ile iletişime geçtikten sonra, bilgisayarımıza akan mektupların haddi hesabı yok! Aslında önceleri de mektuplar geliyordu ancak "sanal"lar kadar değil. Mektup kültürümüzün giderek azaldığı bir dönemde ortaya çıkan bu elektronik postadaki yoğunluk bizleri şaşırtıyor. Gelen mektuplar arasında ipe sapa gelmeyenler de var. Fakat bazıları var ki yürekler parçalıyor. Bu mektupları görüp okuduktan sonra; bizim mi, yoksa bazı mahfellerin mi "sanal" dünyada yaşadığına karar vermek oldukça güç oluyor. Yardım talep edenlerin ardı arkası kesilmiyor. Çünkü memlekette derdin "bini bir para..." Çözüm mercileri ise, kendileri problem haline geldiğinden zaten yapacakları bir şey de yok! Aş ve iş taleplerine cevap vermesi gereken iş ve işçi bulma kurumları zaten mefluç. Hoş onlar da mevcut istihdamı taksim edeceklerinden; istihdam imkânı olmayınca ne yapsınlar?

Peki iş sahaları açarak istihdam oluşturacak olanlar ne yapıyor? Ne yaptıkları ortada. En büyük işveren durumundaki devlet çaresiz. İstihdam oluşturacak sermaye ise ürkek ve tedirgin... Gökkuşağı misali renk tasnifine tabi tutulan sermaye canını kurtarma derdine düşmüş. Yatırım hak getire. "Kelin merhemi olsa..." misali, herkes kendini kurtarmaya çalışıyor. Bu ekonomik düzen içerisinde ayakta kalmak kolay değil tabi. Bu arada olan sabit ve dargelirli geniş kitlelere oluyor. Bizim de bilgisayarımızın sanal ortamdaki en yaygın konukları (misafirleri) onlar. "Bir tık''la bin ah dinle!" Hangi birini yazacağımızı şaşırmaktayız. Hele asistanlarımızın kaleme aldığı bir mektup var ki; "can yakıyor." İsminin açıklanmasını haklı olarak istemeyen bir grup eğitimcinin; "iki gözü iki çeşme..." Ne mi diyorlar! "Acı ama gerçek" diyorlar. Neymiş bu acı ve gerçek olan? Sadece hayat pahalılığı ve geçim zorluğu mu? Değil tabi, ayrıca gelecek kaygusu da var... Hatta daha da ilerisi büyük şehirlerdeki üniversitelerde görev yapan asistanlarımız yokluktan evlilik bile yapamıyorlar. Gülmeyiniz! Üniversiteleri derece ile bitirmiş bu idealist gençler "kariyer" için istikballerini riske atmaktadırlar. Karın tokluğuna bilim yapılamayacağı hepimizin malumu. Ailelerinin (anne baba) yanına sığınabilen birkaç şanslı asistan yeni yayınları ve gelişmeleri takip edebilecek imkânı bulabiliyor. Ankara ve İstanbul''da ailesi olmayan araştırma görevlileri "Sefiller"i oynuyor. Bunlar bizim uydurmalarımız değil. Her gün üç-beş tane şikayet ekranlarımıza yani ciğerimize düşüyor.

Yirmibirinci yüzyılda hâlâ bir gazeteye abone olmaya gücü yetmeyen eğitim ordusu, gençlerimizi geleceğe hazırlayamaz. Bu arada vatandaş katkı ve destekleriyle tesis edilen eğitim kurumlarına da çamur atılırsa, varın bu işin, bu eğitimin ve bu eğitimcilerin sonunu siz düşününüz!..