Kaydet
a- | +A

Yaşadığımız siyasi çalkantıların gerçek mi, sun''i mi olduğunu kestirmekte güçlük çekmekteyiz. Gün geçmiyor ki yeni bir slogan, yeni bir mefhum tartışılmasın!

Kendi kendinin tarifini yapamayan, sınırlarını çizemeyen ve hedeflerini belirleyemeyenler; başkasına çerçeve çizmekle meşgul...

Dün "MHP"yi disiplinsiz, düzensiz ve başıboş olduğu için yerden yere vuranlar bugün disiplin, düzen ve olgunluktan şikâyetçi.

İki yıl önce sandalyelerin havada uçuştuğu, ağızların değil, yumrukların konuştuğu bir Genel Kurul''u tenkid edenler; bugün dört dörtlük bir Kurultay''a çamur atmakla meşguller.

Öyle veya böyle, parlamento dışında kalmış, liderini kaybetmiş ve en önemlisi de çeşitli gruplara bölünmüş bir parti bugün "iktidar"a taşınmıştır.

"Yiğidi öldür, ama hakkını yeme!" bugün "MHP" sadece koalisyonun değil, Türk siyasi hayatının en düzenli ve en istikrarlı partisi haline gelmiştir.

Taban ve tavan arasında mevcut olduğu söylenen huzursuzlukları Parti''nin iç meselesi olarak kendilerine bırakıyoruz. Ancak Türkiye''nin bu kritik dönemindeki performansı da takdir ediyoruz...

"MHP"nin aşırı uçlarda seyrettiği düşüncesi ile dün onu tenkit edenler, bugün "merkez"e yönelişi takdir etmelidirler.

Merkez partisi olmak istek ve gayretlerinin tenkit sebebi olarak ele alınması haksızlıktır. Hele yirmi yıldan beri dört eğilimi içinde barındırdığını söyleyen "ANAP"ın böyle bir gayretten alınıp, gocunması manidardır.

"Statüko" meselesine gelince "ANAP"ın biraz durup, düşünmesi gerekir. Özal''ın karizması ile bir dönem Türk siyasi hayatına damgasını vuran "ANAP"; giderek küçülmekte, dahası asıl kendisi "Statüko"dan yararlanarak parsayı toplamak istemektedir.

Son beş yılın siyasi gelişmeleri analiz edildiğinde "ANAP" yaptığı hatalarla tükenme noktasına gelmiş, oyları baraja takılacak oranlara düşmüştür.

Dün "Statüko"dan yararlanarak iktidar olanlar, Meclis Başkanlığı ve hatta Cumhurbaşkanlığı hayalleri ile bulanık suda balık avlayanlar; bugün gerçeklerle yüzyüze gelmişlerdir.

"DYP"nin çeşitli baskı ve mizansenlerle içini boşaltarak "Statüko"dan güç alanların, şimdi "statüko"dan şikâyet etmeye hakları yoktur.

İşin gerçeği politik hayata uygulanan baskılar sonucu ortaya çıkan durumdan herkesin endişelenmesi tabiidir. Şimdi sıra "tenkit"e değil, restorasyon ve rehabilitasyona gelmiştir. Bunun da yolları vardır.

Önce bütün anayasal kuruluşlar kendi görev alanlarına avdet etmeli, görev yetki ve sorumlulukları kesin çizgilerle belirlenmelidir.

Hiçbir kişi ve kurum kaynağını anayasa ve kanunlardan almadığı bir yetkiyi kullanmaya tevessül etmemelidir. Kendine itibarî üstünlükler vehmeden kişi ve kurumların gerçek statüsü belirlenmeli, parlamento merkeze alınmalıdır.

Hukuk hakimiyeti ve parlamento önceliği sağlanmadan istikrarlı bir politik ortamdan sözetmek mümkün olmayacaktır. Kanun hükmünde "kara"nağmeler, yönetmelikler ve hatta sözlü direktiflerle Anayasa teminatı altındaki insan haklarının ihlâli devam ettiği sürece; hiç kimsenin "statüko"dan şikâyete hakkı olamaz!...

"Gün ola harman ola" demiştik...

"Sap döner keser döner" demiştik...

"Hukuk''un herkese lazım" olacağını söylemiştik!..

Şimdi "şikâyet" değil, "katlanma" zamanıdır...