Kaydet
a- | +A

Türkiye''de siyaset yapmak giderek güçleşiyor. İster iktidar ve isterse muhalefette olsun, mahkeme ve yasaklarla tanışmayan siyasetçimiz kalmadı. Türk siyasi tarihindeki "îdam"lar ve "infaz"lar da ayrı bir yaradır. Yasaklı lider Erbakan''ın Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından bir yıl hapis cezasına çarptırılması gayet normaldir. Olağanüstü mahkemelerden yine olağanüstü "karar"lar sadır olabilir... Burada şaşırtıcı olan altı yıl önce söylenmiş bir sözden dolayı altı yıl sonra Yargıtay Ceza Dairesi''nce oybirliği ile onanan karardır. "TCK"nın 312''nci maddesi uzun zamandan beri tartışılmakta, siyasiler, siyaset bilimcileri ve batılılarca ciddi biçimde tenkît edilmektedir. Bu arada "312"nci madde ile ilgili değişiklik tasarısı yasal süresi içinde görüşülemediğinden Meclis Genel Kurulu''nda görüşülmek üzere sümenaltı edildi. Siyasileri iktidar veya muhalefete taşıyan temel unsur "fikir"leridir. Siyasilerin fikirlerini serbestçe açıklamalarının karşılığı (müeyyidesi) vatandaşların oylarına terkedilmiştir. Dikkat edilirse çeşitli aşırılıklara "prim" vermeyen sağduyu sahibi vatandaşlarımız bu "müeyyide"yi bîhakkın yerine getirmektedir. Bu durumun bilinmesine ve gerçekten de halk tarafından çok adil, dengeli ve gerekli bir biçimde kullanılmasına rağmen konuya ikinci bir müeyyideyi dahil etmek hiç de iyi olmamıştır. "Yargı" erkine evet! Ancak yargı adı altında oligarşik bir yapı oluşmasına "hayır diyen batıya kulak vermek gerekir.

12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat süreçlerinden sonra yetmişbeş yaşına gelmiş bir siyasetçi ömür boyu siyaset yasağına çarptırılıyor ve ahîr ömrünü mahpus damlarında geçiriyorsa; bu işte ciddi bir "aksaklık" var demektir. Yargıtay 8''inci Ceza Dairesi''nin bu "onama"sının adlî tatile denk düşmesi de ayrı bir "garip"liktir.

Geçici de olsa Parlamento''nun dahi olamayacak, karar düzeltme talebi de rededilecek olan Erbakan''a Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi''ne başvurmaktan başka bir seçenek bırakılmayacaktır. Otuz beş yıl politika yapan, parti liderliği, başbakan yardımcılığı ve başbakanlık titri olan bir siyasiye bu şans verilmemeliydi.

"Kol kırılır yen içinde kalır" anlayışıyla bu dava iç hukuk çerçevesinde halledilmeliydi. Yirmibirinci yüzyılda biz kendi kendimizi Avrupa''da yargılama yerine affedebilmeli ve işi "kılıfı"na uydurabilmeliydik. Artık "ok" yaydan çıkmış, kol "yen"den sıyrılmıştır. Umarız bu karar bizleri "pişman" etmez!..