Kaydet
a- | +A

"Bir bardak suda fırtına koparmak" diye buna derler. Bugünkü ceza ve tevkif evlerinden herkes rahatsız. Sokaktaki sade vatandaşın polis ile, jandarma ile, ceza ve tevkifevleriyle hiç işi olmaz. Tipini sevdiğim bu cezaevi uygulaması da nereden çıktı? Sandıktan desek değil, Adalet Bakanlığı''ndan desek o da değil. Herhalde bu "F Tipi" cikletten çıkmıştır.

Tartışma ve polemikleri duyan, cezaevi uygulamalarının ilk defa ve sadece Türkiye''de olduğunu zanneder.

Halbuki "suç" ve "ceza" konusu insanoğlu ile yaşıttır. Ayrıca bir nevi hasta demek olan suçluları "tecrit" etmek yeni bir uygulama da değildir.

Her ülke ve toplumun kendine ait kanunları ve kendine has cezaları vardır. İnfaz konusunda ise "tecrit"ten başka bir uygulamaya rastlanmamaktadır.

Şimdi bazıları "Eğitime ne olmuş?" diye sorabilir. Evet öğretim değilse de eğitim; tartışmasız bir terbiye aracıdır. Ne var ki, eğitim bile "tecrit edilmiş alanlar"da cereyan etmektedir.

Şimdi şablonu ülkemize tatbik ederek bazı suallere cevap arayalım. Mevcut uygulamadan kim memnun ve mutludur? Mahkumlar mı, mahkum aileleri mi, yoksa infaz yetkilileri mi? Kanaatimizce hiçbiri memnun değildir. Mevcut uygulamada ne "tecrit", ne "ceza" ve ne de "pişman"lık sözkonusudur. Öyleyse mevcudu muhafazadaki bu ısrar nedendir bilinmez. Ha, bu düzen ceza ve tevkifevleri ağalarını oluşturuyor, memnun ediyor ve mutlu kılıyorsa, o da bir tercih meselesidir.

Gerçi Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk işin arasını bulmuş gibi... Ancak, bu arada derede çözümler ne ölçüde fayda sağlar bilemiyoruz. Adalet Bakanımız bu işi sulandırmakta hayli mahir doğrusu... Bakan''a göre; "Gündüz toplu, gece ferdi yaşam." Bu ne demektir? Bu, işi sulandırıp, büyük gayretler ve paralarla inşa edilen bu ceza ve tevkifevlerini de "kadük"leştirmektir. İster Mehmet Ali Ağca''yı, isterse herhangi bir yabancı cezaevinde ceza çeken suçluyu alsınlar ve psikolojisini incelesinler. Görülecektir ki; bizdeki mahkumlar ağa kadar varlıklı, avukat kadar rahatlar. Mesele ceza ve tevkifevlerinin ıslahı değil; buralardaki insanları istismar etmektir.

Bu işten medet umanların beyhude gayretlerini anlıyoruz da, "infaz"dan sorumlu Adalet Bakanımızın tutumunu anlayamıyoruz. Bir de işe müdahil olan bakan ve başbakan eşlerimiz var ki, sormayın gitsin... Bunca hukuk fakültesi ve adalet yüksek okulu varken ceza ve tevkifevleri ile ilgili yapılmış ciddi, güvenilir ve kapsamlı bir araştırma da yoktur. Bir taraftan "bilim" ve "araştırma" diyoruz, diğer taraftan da; "işkembe"den atmaya devam ediyoruz! Bu iş önemli bir sosyal yaramızdır, hiç ihmale gelmez. Çünkü suç ve suçlu "üretme" maharetimizle, "eğitme" basiretsizliğimiz hiç de kabil-i kıyas değildir.