Kaydet
a- | +A

Eskiden bir neşe ve ayrıcalıktı bu ülkede yaşamak... Ama şimdi başlı başına bir "hüner" oldu Türkiye''de yaşamak.

Türkiye''de yaşayanların büyük bir çoğunluğu "neden?" diye sormadan, en az yüz ayrı "sebebi" peşpeşe sıralayabilir herhalde.

Ülkenin Lasvegas''a benzemesini çok görenler Kabristan''a dönmesinden hiç de rahatsız olmuyorlar. Türkiye karanlığa mahkum edilirken "suç"u hiç kimse üzerine almak istemiyor.

Türkiye''yi yönetmek için kıyasıya kavga verenler, hakkı ve yetkisi olup olmadığına bakmadan; göreve "balık"lama atlayanlar, şimdi sorumlu "biz değiliz" diyerek yan çiziyorlar.

Enerji kaynaklarının "kavşak"ındaki bu ülke enerjiye hasret kalmışsa suç kimindir? Bu mükemmel coğrafyada elektriksiz, susuz, yolsuz ve işsiz kalabilmeyi ancak "biz" başarabilirdik!..

Üzülmeyiniz başardık da... "Ben" merkezli bir hayatın verebileceği başka bir sonuç olamazdı. Bir türlü "biz" diyemediğimiz için, bu "ben"lik hepimizi perişan etti.

Hiç kimse "vatandaş"ın hayrına bir iş yapmıyor. Tüyü yolunacak tavuk gibi görülen "vatandaş"ların da bir müracaat mercii bile yok. Şimdi yalandan ortaya atılan bir "ombudsman"lık müessesesi ile yıllar boyu göz boyanacaktır.

"Haşa zulmetmez kimseye hüdası,

Herkesin çektiği kendi cezası..."

Diye meşhur olan bir beyit takılıyor aklımıza. Bugün Türkiye''de yaşamak "hüner" haline gelmişse, bunda hepimizin kusuru var. Tabii değişik oranlarda bir kusur sözkonusu... Ancak sonuçta kademe kademe hepimiz suçlu ve sorumluyuz!..

Hardal danesi kadar "yetki"yi eline geçiren vatandaşa eziyet etmeyi "meziyet" sayıyor... Kendi ezilmişlik ve silikliğini tedavide vatandaşa "zulm" etme yolunu seçiyor...

Vatandaş da "gün ola harman ola!" diyerek, bu fırtınanın geçişini tevekkül ile bekliyor...

Şimdi size bir olay;

Vatandaş yememiş içmemiş, har vurup harman savurmamış, Egenin incisi Seferihisar''ın ücra bir köşesinde yazevi edinmiş.

Yaşı "elli beş"e vardığında, emekli olup rahat edeceği günlerin hayalini kurarken, evine bir de telefon bağlatır. (keşke bağlatmaz olaydı...)

O masa senin, bu masa benim, oraya beş milyon, buraya onbeş milyon derken; ceketini kaptırmadan bir telefon edinme "hüner"ini de göstermeyi başarmış.

Sıra işbaşı yapmaya gelince de anlı şanlı "Türk Telekom"a giderek telefon hattını görüşmeye kapatır. Gel zaman git zaman bir fırsatını bulup üç beş gün tatil yapmak için yazevine geldiğinde, telefonunu da açtırmak ister.

Derken anlı şanlı "Türk Telekom"a müracaat ettiğinde; telefonunun tek taraflı, haksız, yetkisiz ve gereksiz bir kararla "iptal" edildiğini öğrenir.

"Sebep" diye sorduğunda; görüşmeye kapatılmış, borcu olmayan ancak birikmiş fatura edilemeyen "borç?"ların olduğu iddiasıyla bu "iptal" işlemi yapılmış.

Şimdi Sayın Bakan''a sesleniyorum! Birinci derecenin dördüncü kademesinden emekli olan bu "vatandaş"ı dinlemek ister mi?

İsterse telefonu bizde "mahfuz"dur, yardımcı oluruz!

"İstemez"se; paşa gönlü bilir. Dedik ya bizler "tevekkül" sahibiyiz diye!..

"Gün ola harman ola..." diyerek bu beklemeyi sabırla sürdürürüz. Tâ ki söz sırası "vatandaş"a gelene kadar!..