Cumhuriyetin yetmişbeş yılını, yani üç çeyreğini geride bıraktık. İyisi ve kötüsü ile yaşadıklarımızın bilânçosu nedir?
İşin gerçeği kâr-zarar veya maliyet-fayda analizleri yapılmadan geldiğimiz noktayı anlamak, kavramak ve kabullenmek mümkün olamaz.
İkinci Viyana kuşatmasından sonra talihi ters dönen Osmanlı Devleti, Düvel-i Muazzama''ya karşı büyük mücadele vermiş, ancak akıbet yıkımla son bulmuştur.
Kuzey Afrika, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu''da sürdürülen mücadeleler, Çanakkale savaşlarındaki büyük başarılar Osmanlı''yı yaşatmaya yeterli olmamıştır.
Cumhuriyet Anadolu Türk''ünün tarihte açmış olduğu yeni bir safha ve beyaz bir sayfadır.
İkinci Dünya Savaşı''na katılmamak gibi bir basiretimiz ve 1974 yılına kadar hiçbir sıcak çatışmaya girmememize rağmen, gelişme ve kalkınmada büyük mesafeler aldığımız söylenemez.
Sayısız ekonomik, siyasi ve sosyal kriz geçiren Cumhuriyetimizin kısa dönemlerde muhatap olduğu müdahaleler de hesaba katılırsa; bu üç çeyreklik zamanın istikrar içinde geçtiği söylenemez.
Düşe kalka belli bir büyümeyi, sınırlı bir refahı yakaladığımız inkâr edilemez.. Ancak kalkınma ve büyüme kriterleri açısından sağlıklı bir gelişme trendine girilemediği ortadadır.
Türkiye bu üç çeyrek zaman içerisinde 201 milyar dolarlık GSMH ile dünyadaki ilk yirmibeş ülke arasında yer almaktadır.
Buna rağmen aynı Türkiye gelir dağılımı dengesi ve oranlarına bakıldığında dünyada 90''ıncı sıralara düşmüş durumda.
Diğer bir ifade ile; kişi başına düşen yıllık gelir hesaplamasında ileri Batılı ülkeler 30.000 (otuz bin) dolar seviyesini yakalamış olmasına rağmen Türkiye hâlâ 3.000 (üç bin) dolar seviyesinde seyretmektedir.
Bu çarpıklığın sadece artan nüfusla izaha çalışılması ise ayrı bir handikap. Bir taraftan genç ve dinamik nüfusa sahip olduğumuz için övünç duyarken, diğer taraftan artan nüfusu mazeret göstermek yanlıştır.
Nereden nereye geldiğimize bakıldığında gururlanmamak elde değildir. Gerçek bir yokluktan refaha doğru ilerlememiz inkâr edilemez.
Ancak beraber yarıştığımız diğer ülke ve toplumlarla kıyasladığımızda; alınan mesafelerin yetersiz olduğu kolayca görülmektedir.
Açıkçası "Gökler yere nazaran çok yukarıda olmasına rağmen, semaya nazaran da çok alçaklarda kalır!.. İfadesi gereğince mevcut durumumuz iki arada bir derededir...
1950 ve 1980 yıllarını takip eden istikrar ve kalkınma, Türkiye''nin muasır milletler seviyesine ulaşması için yeterli olmamıştır.
1960''lı yıllardaki plânlı kalkınma safhasının da yeterince etkili olduğu söylenemez.
İşsizlik, enflasyon, bütçe açıkları, israf, yolsuzluk ve tahsisler sebebiyle Türkiye''nin kan kaybettiği ortadadır.
İleri Batılı ülkeler bir yana, bizden çok sonra bağımsızlığını kazanmış olan birçok ülkenin bile gerisinde olan yolsuzluk notumuz, bize hiç yakışmamakta; dünya ülkelerinin sonlarında yer almaktayız.
Demokratik haklarımızın kullanılmasındaki tahditler, insan hakları ihlâlleri ve faili meçhuller de dikkate alındığında tablonun hiç de içaçıcı olmadığı görülecektir.
Açıkçası maddi açıdan itibarî (göreceli) bir kalkınma, gelişme ve büyüme sözkonusu olmakla birlikte manevi alandaki çöküşümüz ürküntü vermektedir.
Cumhuriyetimizin son çeyreğinde yeni bir atılım ve yeni bir boyut belirlenmesi zaruridir!..
"Mutlu, sağlıklı ve istikrarlı nice bayramlara"

