Kaydet
a- | +A

Büyük bir imtihan veriyoruz. 17 Ağustos felâketinin yaraları sarılamadan ikinci bir depremle sarsıldık.

Tam işleri yoluna koyuyoruz diye sevinemeden; önce yağmur, şimdi de kar ve kara kışla boğuşuyoruz.

Yüzbinlerce insanın bu kötü şartlarda uzun süre yaşamaları mümkün değildir. Açlık ve yokluk çok zor ve kötü bir durum. Ancak soğuk hava şartları zoru dayanılmaz hale getiriyor.

Depremzedeler ''deprem''le imtihan edildiler...

Bizler de ''depremzedeler''le imtihan ediliyoruz!

"Komşusu aç iken tok yatanlar bizden değildir" inancımıza ne oldu?

Bunca vatandaşımız, bunca dindaşımız ve bunca insanımız acı çekerken; biz sıcak yuvalarımızda nasıl rahat olabiliriz?

Onlar canlarını, mallarını, evlâtlarını ve yakınlarını kaybetseler de bu zorlu imtihanı kazandılar.

Bizler varlık, refah ve konforumuzu kazanırken; çok acı bir imtihanı kaybettiğimizin farkında bile değiliz.

Milletimizin yaşadığı bu büyük acıya ortak olduğumuz, çare bulduğumuz söylenebilir mi?

''Devlet Millet'' elele anlayışımızı kaybettiğimiz günden beri; işlerimiz ters, çözümlerimiz problem haline geldi. Bize ne oldu da kalplerimiz taşlaşıp, gönüllerimiz karardı.

Milletçe yaşadığımız bu felâketten ders aldığımız söylenemez. İşte milyonları esir alan televizyonlar, işte sinemalar ve eğlence yerleri. İnsanlarımızı gününü gün etmeye zorlayan sayısız sebepler ve imkânlar.

Yazık çok yazık.

İçinde bir nebze yardım duygusu olan herkes, yardım için seferber oldu. Bu istek ve şevk kırılmamalı, teşvik edilmeliydi.

Vatandaşlar depremzedeye yardım etmeye çekinir oldular. Bühtan, iftira ve şaibelerle kirletilmekten korkan hayır sahipleri çaresiz beklemektedir.

Her iyilik edene, her hayır yapana kısaca her yardımsevere ''mürteci'' damgası vurulursa olacağı budur.

Kışta kıyamette canıyla boğuşan insanlara bir kaşık sıcak yemeği çok gördük. Kontrol ve disiplin adına en ulvi duyguları, en içten dilekleri körelttik!..

Şimdi de ''imkan''la#la, ''muhtaç''ları buluşturamamanın aczini ve günahını yaşıyoruz.

Birbiri ile çelişen açıklamalar, show ve reklâma dönük ucuz kahramanlıklar, gölgesinden bile korkar hale getirilen yöneticiler vatandaşlarımızı çileden çıkartmaktadır.

Şu veya bu tarzda felâketle yüz yüze kalan insanların acıları, korkuları, duyguları hiçe sayılmakta; vatandaşlardan normal üstü davranışlar beklenmektedir.

Evsiz, barksız, yetim, öksüz, dul ve kimsesiz kalan bu insanların ''iç dünyası''na inilmeli, devletin şefkat kolları bu çaresizleri sarmalıdır.

Geç kalınan seferberlik çağrıları yapılarak, sivil toplum örgütleri kriz merkezince belirlenecek noktalara kanalize edilerek acil çözümler üretilmelidir.

Unutmayınız insanların da dayanma gücü sınırlıdır. Depremzedeler hayat ve ölüm arasındaki ince çizgide dansa zorlanmamalı, yaşamaya teşvik edilmelidir.

Derler ya; "koyun can derdinde iken, kasap et peşindedir."

Biz et derdine düşen kasap davranışlarını bir tarafa bırakarak, akılcı ve gerçekçi tedbirlere yönelelim.