Kaydet
a- | +A

Biz istesek de istemesek de, büyük değişiklikler yaşanıyor... Bu değişikliklere karşı koysak da, koymasak da bazı sonuçlar kaçınılmazdır.

O halde yaşanan değişime ayak uydurmak akıl gereğidir. Gelişme ve değişimlere ayak diremek, gözlerimizi kapatmak bize hiçbir şey sağlamayacaktır.

Bir de ''itham'' etme huyumuz var ki düşman başına!

Efendim ''AB'' giriş süreci ve kararında ''samimi'' miyiz? İşin doğrusu üç-beş kişi ve kuruluş hariç hiç kimse samimi değil!

Bir defa ''AB'' standartları ortada. Bu standartlara uyan kaç Bakan, kaç müsteşar ve kaç Genel Müdürümüz var?

Olanların da ne ölçüde uyum sağlayacakları sadece bizce değil, kendilerince de meçhul

Önce siyasi bir kurum olduğu için ''AB''ye uyum konusunda siyasilerimizi şöyle bir yoklayalım.

Siyasetin bir yönetim bilimi ve hüneri olduğundan kaç kişi haberdar?

Yönetim denilen uçsuz bucaksız okyanusta yol alacak olan bu geminin kaptan ve mürettebatı temel denizcilik bilgilerinden bile yoksun.

Kimseyi itham etmiyoruz amma; AB''nin bize vereceği yol haritasını okuyup, anlayabileceğimizden bile şüpheliyiz!..

Ülkemizin hedef ve menfaatleri ile ''AB''nin çıkarlarını çakıştırabilecek ''insangücü''müz var mıdır?

Zannetmiyoruz! Hele üst seviyeli siyaset arenasında görev alacak parlamenterlerimiz için durum çok zor.

Biz kendi imkân ve kaynaklarımızdan yeterince faydalanmak yerine; sürekli dış destek bekleyen bir durumdayız.

Meselelerin farkında olan yöneticiler kadar, işi oluruna bırakarak; "nasıl olsa Avrupa bizi törpüler" inancında olanlar da var.

Kaynakların verimli kullanılması konusunda ''yaya'' kaldığımız, her konuda ortaya çıkmaktadır.

İşte özelleştirilen bankalar ve tekrar kamulaştırma işlemleri. Sebep?

Gerekçeli inandırıcı bir sebep de mevcut değil!

Daha iki yıl öncesine kadar ''özelleştirme'' işlemleri ile öğünen yönetimler; şimdi ''devletleştirme''yi başarı olarak görüyor ve halka sunuyorlar!..

Bunun gibi düne kadar ''IMF''yi sırtüstü yere vuracağını haykıran somun pehlivanları; bugün teslim, pardon ''güven'' mektupları ile ''IMF'' kapılarını aşındırıyorlar.

Sormak hakkımız değil mi? Bu eylemlerin hangisi doğru? Biri ''doğru'' ise diğeri otomatik olarak ''yanlış'' olmaz mı?

Şimdi, dün doğru yaptıklarını iddia edenler, bugün yanlıştalar. Umarız "Dünküler yanlış, bugünküler doğrudur" diyeceğiz, ancak kadrolar aynı kadro, görüşler aynı görüş!..

Siyaset plânlı, devamlı, amaçlı ve şuurlu bir yönetim işidir. Burada refleksler ve duygulara yer bulamayız.

O halde yeni ufuklara yelken açtıklarını iddia edenler, bu yeniliğin gerektirdiği davranış değişikliklerini de göstermelidirler.

Şayet "aynı hamam, aynı tas" olacaksa, bunca zahmete ne gerek var?..