Kaydet
a- | +A

İşçi, memur, emekli ve dargelirlileri sokağa döken tedbirlerin komisyonlarda yeniden ele alınması olumlu bir yaklaşım. Mecliste halli gereken problemlerin, sokağa dolayısıyla da karakola taşınmasının hiçbir mantığı yoktu...

Bir milletin varoluşunda ekonomi herşey değildir. Ancak asgari bir refah seviyesinin temin edilebilmesi önemli istikrar unsurudur.

Yüzbinlerin sokağa taşan öfkesini "Gürültü, patırtı" şeklinde değerlendirmek zaten yanlıştı. Hükümetin bu yanlışta ısrarlı olmaması sevindirici bir gelişmedir. Meclis komisyonlarında işçi ve memur temsilcilerine söz hakkı verilmesi de ayrıca demokratik bir tarz olarak bizleri sevindirmiştir.

Türkiye''deki şartların kolay olmadığı hepimizin malumudur. Bu zor şartlarda topyekun fedakârlıklar da kaçınılmazdır. Sadece belli bir kesimin sırtına yüklenmek istenen bu fedakârlığın reaksiyon doğurmasını da tabii karşılamak gerekir.

Uygulamaya konulmak istenen "Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı"nın, yaş sınırları dışında ele alınabileceği söylenmektedir. Ancak bu yeterli değildir. Çünkü 58-60 yaş sınırları ülke gerçeklerine uymamaktadır.

Diğer bir ifade ile "Çıta çok yüksek tutulmuştur" tesbit edilen hedeflerin ulaşılabilirliği de önemlidir. Mevcut durum çerçevesinde 58-60 yaş sınırının gerçekçi bir tesbit olmadığı ortadadır. Kademeli yaklaşımlar denenmelidir.

İlk etapta 50-55 yaş sınırı belki de tartışmasız kabul görecek, bunca sıkıntı yaşanmayacaktı. Kaldı ki prim ödeme gün sayılarındaki oranlar birçok Avrupa ülkesinden bile yüksek tutulmuştur.

Bu arada 55 ve 56''ncı hükümetler döneminde hiç gündeme getirilmeyen böyle bir uygulamanın, seçim sonrası "IMF" görüşmelerinin hemen ardından gündeme getirilmesi de uygun olmamıştır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Okuyan''ın konuyu takdim şekli de reaksiyon doğurmuştur. Bu gibi önemli sosyo-ekonomik tedbirlerin "şok uygulamalar"a tahammül edemeyeceği bir defa daha ortaya çıkmıştır.

Konunun her yönüyle yeniden ele alınıp görüşülmesi geri adım ve "mağlubiyet" olarak değerlendirilemez. İyi ilişkiler, diyalog ve "yumuşama" olarak gördüğümüz bu anlayışın tansiyonu düşüreceği ortadadır.

Sert, zecri ve zorlayıcı (dayatmacı) tutum ve tedbirlerin zamanı geçmiştir. Şimdi çözüm, anlayış ve diyalogtadır.

Geniş kitlelerde huzursuzluk doğuran teşvik ve tahsislere de bir son vermek gerekmektedir. İktidarların ülke kaynaklarını iyi yönetemedikleri hususunda yanlış bir kanaat oluşmuştur. Hükümetin, bu kanaati düzeltme çareleri araması gerekmektedir.

Çeşitli isimler ve kılıflar altında devletin arazilerinin, imkan ve kaynaklarının talan edilmesine müsaade edilmemelidir.

İşçi ve işveren kesintileri ile ortaya çıkan SSK kaynaklarının da çar-çur edilmemesi önem taşımaktadır. Ucuz kredi gibi algılanıp kullanılan bu primler sebebiyle; SSK''nın çöküşü iktidarlar eliyle hızlandırılmıştır.

Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısının yürürlüğe geçirilmesinde uygulanacak olan iki veya üç yıllık geçiş süresi çalışan kesimi rahatlatacaktır.

Bütün bu uygun gelişmelerden ortaya çıkan sonuç; "konuların diyalog ve anlayışla çözülebileceği"dir.

Bakanın ve dolayısıyla hükümetin "reform dayatma"sı yerine, "uzlaşma ve yumuşama''yı tercih etmeleri gayet olumlu bir etki doğurmuştur.

Umarız bu anlayış ve yumuşama diğer sosyo-politik alanlara da sirayet ederek ülkede hakim olan gereksiz tansiyon ve sürtüşmelere de son verir!..