Gonuşan Türkiye (talking Turkey) ile başladık, düşünen Türkiye''ye (thinking Turkey) geldik. Sıkıysa biri gonuşsun da görelim. Fikirler, zikirler, hedefler ve beklentiler ayrı ayrı olunca gonuşulanlardan mutabakat beklemek hayal oluyor.
Gonuştuklarımıza bakarsak pek öyle dişe dokunur bir mevzu da yok. Giderek geyik muhabbetine dönüşen gonuşmalar artık, kabak tadı vermeye başladı. İnsan hak ve hürriyetlerinin ne olduğu, ne olması gerektiğinde ortak kabul gören bir tezimiz, bir tarifimiz ve bir tasnifimiz mevcut mudur? Hayır! Dikkat edilirse her konunun başlangıcında mutabakat olsa bile, sonuna doğru istisnalar sebebiyle konular saptırılmakta esas ve usûl kaybolmaktadır.
Devlet, rejim, demokrasi, parlamento, parti, dernek, kulüp vs gibi yüzlerce ayrı konuda aynı düşünen var mıdır, bilemiyoruz. Zaten düşünce ve inançlarda farklılıklar olmasaydı; "koyun kurt ile gezerdi!.." Şimdi kimin "kurt", kimin de "kuzu" olduğu hususunda da tartışma çıktı. İki göz iki çeşme ağlayıp, insanlara bir şeyler anlatmaya çalışanlar "kurt"; her gün eylem üstüne eylem koyarak devletin emniyet güçlerini bunaltanlar "kuzu" muamelesi görecekse, tercihlere yeniden bir göz atmak gerekecektir...
Toplum halinde yaşamanın bir bedeli olmalıdır. Bu doğru. Ancak insanların da maddi ve manevi ihtiyaçları düşünülmeli ve karşılanmalıdır.
Aş, iş, ekmek ihtiyacı tamam da; güvenmek, başarmak, inanmak ve kendini gerçekleştirebilmek gibi ihtiyaçlar da olacaktır.
Bakınız, toplum ihtiyacıdır diyerek imam hatip liseleri kurulmuştur. Kuruluşu, işleyişi, kitabı, müfredatı, yöneticisi devlet kontrolündeki bu okullar neden kurulmuş ve neden kurutulma noktasına itilmiştir?
Önceleri aydın din adamı yetiştiriyor diye alkışladığımız imam hatip okulları, biraz çizmeyi aştıklarında "tüü kaka" oluverdiler. Sadece imam hatiplere değil, Türkiye''ye ara kademe elemanı yetiştiren meslek liselerine de yazık edildi.
Şimdi muhal bir irtica peşinde koşup duruyoruz. Doğrudur her toplumda, her inançta ve her meslekte "fanatik"ler vardır ve olacaktır. İş bu sapmalar içine düşen, bu açmazlarla boğuşanlara yardımcı olmaktır.
Bunca alkolik, bunca esrarkeş, bunca ayyaş ve düztabanı topluma kazandırmak için milyarlar harcanır, rehabilitasyon merkezleri kurulurken; dinine biraz fazla önem veren veya başını örten başarılı insanları toplum dışına itmenin yararı var mıdır?
Efendim, "Bizim samimi dindarlara sözümüz yok. Mütedeyyin müslümanlara saygımız var!" diyerek takıye yapmayalım. Bir insan "müslüman"ım derse; namazını da kılacak, orucunu da tutacaktır. "Biz buna bir şey demiyoruz", derseniz samimi değilsiniz demektir. İşin kolayı var. "Kestirip atarız" diyebilirsiniz. Ancak bu kadar gayr-i memnun kitlelere hiçbir toplum dayanamaz. Devletin ve yönetimin gayesi mutlu, mesut ve müreffeh insanlar oluşturmaktır. "Armudun sapı, üzümün çöpü" derseniz; elmasız ve üzümsüz bir manav olursunuz!
Kısacası, bu yol bilimin, aklın ve insanın kabul edeceği bir yol değildir.
Vahşi hayvanlara bile dans etmesini öğreten insanoğlu, kendi hemcinslerine bu tür muameleyi reva göremez!

