Aynı coğrafyayı paylaşan, aynı kaynakları kullanan ve birbiriyle girift hale gelmiş ülke ve toplumlar; "birlik"te yaşamaya alışmalıdır.
"Birlik"te yaşamaya alışmak zaman ister. Belli bir anlayış ve çizgi ister. Müştereklikler olmaksızın "birlik"telikler yük olur, dert olur, azaba dönüşür.
İşte Türkiye bu azabı çekmektedir. Büyük ve güçlü ülke olmanın dayanılmaz ağırlığı omuzlarımızdadır.
"Biz"i anlamak isteyenler ve bu isteklerinde samimi olanlar tarafsız tarihlere bir göz atsınlar. Atsınlar ve işin gerçeğini öğrensinler.
Biz ikiyüz yıldan beri kendimizi anlatamadık! Gerçi kendi kendimizi biz de tam anlamış sayılmayız ya neyse...
Üç kıtada sayısız devletler kuran ve gerçek medeniyetler geliştiren Türk milleti maalesef kendi "tarz"ını bir türlü oluşturup, düzene giremedi. Dün "doğu"yu örnek alırken; bugün "batı" hayranlığından kırılıyoruz.
Yine dün dilimize "Arapça Farsça" kelimeler dahil ederken; bugün "İngilizce ve Fransızca" kelimelerden medet umuyoruz. Ve dün "töre, örf, âdet, gelenek" derken; bugün Batı "norm ve standart"ları peşinde avare dolaşıyoruz!.. Türkiye asırlardır "hedef" ülke olmaktan kurtulamadı. Bunun tek müsebbibi "komşular"ımız. Peki bu "komşu"lar ne yapıyorlar? Onlar yaparken bizim "ellerimiz armut mu topluyor?"
İşte meselenin düğüm noktası burada. ABD ve Avrupa''yı adeta uşak gibi kullanan "Yunanistan"ın gücü nereden geliyor? Dünyayı teröre boğan "İsrail" bu gücü nereden alıyor?
Biz ABD''nin yolunu bile bilmezken, Ermeniler nasıl oluyor da Temsilciler Meclisi''ne kadar kanun teklifi götürebiliyor?
Demek ki "suç" sadece komşunun değil! "Suç"un büyüğü tamamen "biz"e ait. Biz kendi öz değerlerimize sahip çıkamadığımız için ortada kaldık.
Derler ya; "İki cami arasında bî namaz" diye... İşte bizimki de o hesap. Ne ait olduğumuz "Doğu" kültürüne sahip olabildik, ne de iktisap etmeye çalıştığımız "Batı" kültürüne...
Değerlerimizi, inançlarımızı, tarihimizi töremizi ve medeniyetimizi inkâr ettikçe daha da kan kaybediyor, izole oluyoruz.
Batı kütüphanelerini dolduran milyonlarca "kitap" arasında "biz"e ait olan var mıdır? Varsa bunun oranı nedir.
Belli başlı batı ülkelerinin kütüphaneleri, Eski Yunan, Antik Süryani ve Ermeni, hatta göçebe Kürt kavimleri hakkındaki "kitaplar"la tıka basa dolmuş durumda...
Doğuda ve batıda Osmanlı coğrafyası dışında bir Türk eserine, bir Türk yazarına, bir Türk lobisine rastlamak mümkün değildir. Beş milyon Türk''ün yaşadığı Avrupa''da bile bölük-pörçük olmuş, gölge boksu yapmaktayız. Yunan ve Roma hayranlığımız Türkiye''de de aynı değil midir. Yerin üstünde bunca şaheserlerimiz çürümeye terkedilirken, yerin altına milyarlar değil, trilyonlar gömüyoruz.
Herkes kendi öz değerlerine, kendi öz medeniyetine ve kendine ait inançlara sıkı sıkı sarılırken; bizler "beynelmilel"ci olmakla övünüyoruz.
İthamlar, tahrikler ve tehditler altında bunalan vatandaşlarımıza yol göstermemiz, destek vermemiz ve moral aşılamamız gerekirken; biz "immune" sistemlerimizi tahrip ederek, mevcut dirençlerimizi de sıfırlıyoruz.
Türkiye büyük "düşün"meli,
Türkiye büyük "oyna"malı,
Türkiye büyük "plan"lamalıdır.
Bu "büyük" hedeflerin gerçekleşebilmesi "küçük" insanlar ve düşüncelerle olamaz.
Gelin hep birlikte büyük düşünüp büyük oynayalım. Aksi halde yaşanan sıkıntılar "kıyamet"e kadar bitmeyecektir.

