Kaydet
a- | +A

Efendim gazete abonesi olarak köşenizi beğeni ile takip ediyorum. Edirne de 8 yıl görev yapmam nedeniyle hayatını okuduğum ve ziyaretinde bulunduğum Aşçı Yahya Baba Hazretlerinin ibretlik hikâyesini gönderiyorum.

Aşçı Yahya Baba Edirne evliyasındandır. Doğum ve vefat tarihi belli değildir. Hayatı hakkında kaynaklarda bir bilgi yoktur. On beşinci asırda yaşamıştır. Tunca kenarında Sultan Külliyesinde aşçıbaşılık yapardı. Pişirdiği güzel yemekleri yiyip, Allahü teâlâya şükreder; "Devâmı devlet nasîbi Cennet..." diye dua ederdi. Yemekten sonra sohbet ettiği zaman; "Vücudunu gıdayla besleyen, şeklen pehlivan olur. Ruhunu Allahü teâlânın aşkı ile dolduran, gönülden evliya olur. Helâl lokma ibadet ettirir, haram lokma kötü yola sevk ettirir. Sizin karnınız toksa, hüner başka açları görmektir" buyururdu.

Aşçı Yahyâ Baba sâdece insanları değil, bütün mahlûkatı severdi. Her gün yemek dağıtımından sonra artan pilavı Tunca Nehri'nin balıklarına dökerdi. Bir süre sonra oranın ambar memuru; "Her gün pilavlar Tunca Nehrine dökülüyor. Demek ki fazla geliyor. Verilen pirinç miktarını azaltın" diye emir verdi. Kilerci her gün artan pilav kadar az pirinç vermesine rağmen, her zamanki kadar pilav arttı. Aşçı Yahyâ Baba yine bu pilavı kepçe kepçe Tunca balıklarına serpti. Onlar yedikçe o doyuyordu. Her gün pirinç azaltılmasına rağmen sonuç değişmedi. Öyle oldu ki, durum padişaha aksetti. Sultan da denemek istedi. Kararlaştırılan günde bütün misafirler yemeklerini yediler. Yemek yiyenler her zamanki misafirden fazla ve pirinç miktarından az olmasına rağmen pilav yetti ve arttı. Yahyâ Baba balıkların nasibini nehre dökeceği sırada Sultan Bâyezîd-i Velî'nin; "Yahyâ Baba! Bu yaptığın israf değil midir?" demesi üzerine, binlerce balık başını sudan çıkarıp; "Sultânım! Devletin artığını bize çok mu görüyorsun? Senin devletinin ikramı sâdece insanlara mıdır?" dedi. Aşçı Yahyâ orada secdeye kapanarak ruhunu teslim etti. Onun büyüklüğünü anlayamayanlar, yaptıklarına çok pişman oldular. Büyük bir cemaat ile cenaze namazı kılındı ve külliyenin kuzey tarafındaki bahçeye defnedildi...

             Fehim Öksüz- Edirne

ŞİİR

           Dede Korkut

Türk dilinin özü Dede Korkut'ta

Âşıkların közü Dede Korkut'ta

Destanların sözü Dede Korkut'ta

Şifresi sendedir Dede Korkut’un

Kâinatın Efendisi rehberi

Tüm Türk dünyasının bilgesi, eri

Mevla'nın aşkıyla yanar ciğeri

Koru yüreğinde Dede Korkut’un

Bilge Kağan ilham vermiştir ona

Kürşat, Bumin Kağan hep ondan yana

Senin özün onda atma yabana

Sevdası var sende Dede Korkut’un

Elde kopuz dilde dua ve öğüt

Can buldu Osmanlı güç aldı Söğüt

Bükülmez bilektir yenilmez yiğit

Cenkte duası var Dede Korkut’un

Boy boylayan, soy soylayan adı var

Her şiirde, her türküde tadı var

Her mecliste, her sohbette yâdı var

Anılır, söylenir Dede Korkut’un

Hayrettin adını ondan almıştır

Özünü, sözünü onda bulmuştur

Kültürünün küpü ondan dolmuştur

Sevdası gönlünde Dede Korkut’un

              Hayrettin Hatunoğlu-

              (Bursa Orhangazi Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni)

FAYDALI BİLGİLER

İMAN NEDİR?  İmân, lügatte, bir kimseyi tam doğru sözlü bilmek, ona inanmak demektir. İslamiyet’te imân demek; Muhammed aleyhisselâmın, Allah’ın peygamberi olduğunu ve Onun tarafından seçilmiş, haber verici (Nebî) olduğunu doğru bilmek ve inanarak söylemek ve Onun, Allahü teâlâ tarafından kısaca bildirdiklerine kısaca inanmak ve geniş bildirdiklerine etraflıca inanmak ve gücü yettikçe (Kelime-i şehâdet)i dil ile de söylemektir. Kuvvetli imân şöyledir ki, ateşin yaktığına, yılanın zehirleyip öldürdüğüne yakîn üzere inanıp kaçtığımız gibi, gönlünden tam olarak, Allahü teâlâyı ve sıfatlarını büyük bilerek, Onun rızasına ve cemâline koşmak ve gazabından, celâletinden kaçmak ve imânı, mermer üzerine yazılan yazı gibi sağlam olarak gönlüne yerleştirmektir.

ATASÖZÜ

Her şey incelikten, insan kabalıktan kırılır!..

ÖNE ÇIKANLAR