Teknoloji ile azalan insan ilişkilerimiz yapay zekâ ile iyice zayıfladı. Beş parmağımızın beş parmağını geçmeyen yakın dostlarımızla da artık istişarelerimiz azaldı. İnsanları arayıp bir şey sormaya üşenecek duruma geldik. En yakın dostumuzu arayıp dert yanmaya, karşılığında dert dinlemeye paydos(!) Bir tıkla yapay zekâyı açıp soruları art arda soruyoruz...
-Canım çok sıkkın bana ne tavsiye edersin?
-Bu kıyafet bununla olmuş mu? (Kıyafet resmi yapay zekaya atılır)
-Bu tarifi şöyle yapsam sence nasıl olur? (Yapay zekâ tıkır tıkır anında cevap yazar)
Aman ne gerek vardır dost tribi çekmeye? “WhatsApp’ta yazdı mı, gördü mü?” diye beklemeye...
Kalan son muhabbet kırıntımız da sanırım bitip gidecek. Gerçi çok mu vardı? Haklısınız. Bunları dert eden insan da az kaldı. Bir kısım şöyle diyebilir:
“Bu bir kolaylık, ne güzel işte her şeyi söylüyor. Her konuda elimizin altında bir yardımcı var.”
Ruhu olan, sizi tanıyan bir yakınınız kadar isabetli kararlar sunabilir mi size? Bir dost elinin sıcaklığını verebilir mi? İstişare ettiğiniz bir büyüğünüzün sizin gözlerinize şefkatli bakışı, hikmetli bir sözünün yerini ne tutabilir? Sırtını sıvazlayan bir anne babanın varlığı yanında iken insan sevdiklerinin kıymetini bilmeli. Konuşmak, muhabbet etmek, istişare etmek ne güzel şey... Bari bu erdemlerimizi kaybetmeyelim.
Âmine Kübra Salar
ŞİİR
Gitti
Gidiyorum ben dedi, yürekler yakıp gitti
Sel oldu, özümüzden su gibi akıp gitti...
Gitti veda etmeden, söz kesilmiş ecelle
Karda açan o gülü saçına takıp gitti...
Yârine meftun belli, arkasına bakmadı
Acelesi var imiş; bir anda çıkıp gitti...
Yaşı daha küçüktü, güzeller güzeliydi
Demek ki bu dünyadan erkenden bıkıp gitti...
Yaş döktü yedi düvel, dokunduğu bam teli
Ardına şimşek gibi bir selâm çakıp gitti...
Aşk acıymış sevdiğim, yâr gözleri sürmeli
Göçen turnalar gibi yuvadan çekip gitti...
O bir nazlı kelebek, nadir açan bir çiçek
Cennet gibi, misk gibi, gül gibi kokup gitti...
Rahmet yağdı göklerden; dua, zikir, gözyaşı
Geride kalanlara müjdeler ekip gitti...
“Rayet” idi, “Su” idi, “Fatma Rayetsu” idi
Yaralı ceylân gibi, taşlardan sekip gitti...
“Meftun ve Meftune”’ye, canözü “Suedâ”’yı
Emanet etti sonra boynunu büküp gitti...
Kadir Çetin-Nazilli
KELAM-I KİBAR KİBAR-I KELAMEST
(Büyüklerin sözü, sözlerin büyüğüdür)
Din büyüklerimiz buyurdular ki: "Şâh-ı Nakşibend (kuddise sirruh) hazretleri, cenab-ı Hakka çok, çok, çok dua etmiş; ya Rabbi, bu gençler bozuluyorlar, yoldan çıkıyorlar, namazlarını kılmıyorlar, ne olacak bu insanların hâli? Ya Rabbi sen bize, bu yolda olanlara öyle bir hizmet nasip et ki, bu hizmetimiz sebebiyle insanlar kurtulsunlar, rahat etsinler buyurmuş... Allahü teâlâ da bu büyüklere 'teveccüh' diye bir nimet bahşediyor, teveccüh diye bir nimet veriyor. Şah-ı Nakşibend hazretlerinden itibaren geliyor bu nimet. O teveccüh şu: Bir mübarek zat, seni sevdim derse, işte bu 'teveccüh' oluyor.”

