Kaydet
a- | +A

Çocuk eğitiminde disiplinden söz ederek demiştik ki:

Geleneksel eğitim anlayışında “disiplinden anlaşılan; ceza, ilgiden anlaşılan ise şımartma” iken çağdaş eğitim anlayışında, disiplin; sorumluluk kazandırma içindir. İlgi ise, takdir etme, destek verme, rehber olma anlamında değerlendirilir.

Çocuğa öğrenmesi, beceri kazanması ve yeteneklerini geliştirmesi için kılavuzluk edilir, iyi davranış örnekleriyle toplumsal kuralları benimsemesi sağlanır. Olumlu gelişmeler desteklenip olumsuzlar düzeltilmeye çalışır. Kendine güveni arttırılır; bağımsız davranışları desteklenir. Tabii ki sevgi anlayış ve empati ile birlikte...

Çocuk denetim altında değilken de tek başına kaldığı zaman da kurallara uyuyor, davranışını kendi düzenleyebiliyorsa, yetiştirme başarılı olmuş sayılır.

Özgürlükle beraber gitmeyen sevgi, nasıl boğucu bir koruyuculuğa dönüşürse; özgürlük tanımayan disiplin de gerçekten sıkıdüzen olup çıkar.

Çocuk, belli davranışlarına hâkim olmayı ceza ile değil, sevgi, ilgi ve empati ile disiplinli bir şekilde öğrenir.

Ceza bir davranışı öğretmeye ya da olumsuz bir davranışı terke değil, sadece bir süreliğine bastırmaya yarar. Bu ise çağdaş eğitimi karşılamaz. Cezaya dayalı bir eğitimin disiplin olarak anlaşılması ve adlandırılması yanlıştır.

Disiplinin amacı, küçük yaşlardan itibaren çocuklarda öz denetim ruhunu geliştirmektir. Bu şekilde çocuk her alanda bireysel hak ve sorumluluklarını öğrenip hayat boyu bunu uygulayabilecektir. Böylelikle çocuk kendi kararlarını kendi alabilen toplumsal “birey” olacaktır.

Olumsuz isteklerini frenlemeyi öğrenmeyen çocuklar, birtakım büyük sıkıntılara düşerler.

Anne babalar, eğitimciler, disiplini sağlamak uğruna, çocuğu kendilerinden soğutacak, hatta düşman edecek şekilde sert davranmamalıdır. Öte yandan hiçbir değeri ve kuralı tanımayacak kadar, söz dinlememeye varacak özgürlüğü de çocuğa tanımamalıdır.

Seyfettin Karamızrak

ŞİİR

Hüzünlü bahar

Bahar geldi, içimde bitmeyen hüzünler var

Ne yapsam üzerimden gitmeyen hüzünler var.

Bahar yorgunluğu mu, yürek vurgunluğu mu?

Bu hâlin adı nedir? Çözün durgunluğumu…

İçimde tarif olmaz duygular hengâmesi

Dilime dolanmış bak bir 'ağıdın' nağmesi

Yine seni söylüyor; “-gel" diyor, “-ey yâr” diyor

"-Sensiz hayatım zindan, dünya bana dar" diyor…

Bu baharda hazanı kaç yürek yaşar acep?

Gözyaşıyla sulanıp, kaç yürek taşar acep?

Fâni dünyadan geçip fenaya ermek var ya;

Ölmeden önce ölüp, bu canı vermek var ya.

Anlayın be hey dostlar; baharda hazanım var

Beni sonsuz bekleyen vuslatta nazanım var.

Ey yâr… Sen ellerimle diktiğim ar gülümsün!

Sana kavuşmak var ya, sen ne güzel ölümsün.

Meftunum; işte bundan “şeyda”yı özlüyorum

Hiç ayrılık olmayan sılayı gözlüyorum…

Kadir Çetin-Nazilli

DUYGU DAMLASI

SEVİNDİRMEK: Bir kimseyi sevindirmek, gönülde tarif edilmesi zor temiz bir duygu oluşturur. Sevindirmek kendi mutluluğundan daha saf ve daha samimi bir duygudur. Sevinenin sevincini hissetmek kalpte sadece sevinç değil huzuru ve Allah’a şükür duygusunu da beraberinde yürekte hissettirir... Sevinenin mutluluğunu, gözlerindeki ışıltıyı ve tebessüm eden mahcup muhabbetini izlerken sanki kendi kalbi de ferahlar, hafifler. Bazen bir iyilik, ölünceye kadar hayır ile yâd edilmeye vesile olur. Sevgili Peygamberimiz “Bir Müslümanı sevindiren, Allah’ı sevindirir” buyurmuştur. Şöyle bir düşünürsek öyle bir hayat yaşıyoruz ki, bundan yüz yıl önce, bu dünyada hiçbirimiz yoktuk. Yüz sene sonra da hiçbirimiz olmayacağız. Yani başı ve sonu yokluk olan, bu kadar kısa bir varlık döneminde, üzmeye veya üzülmeye değer mi? [Hacer Gülbüz]

Yetenekli Kalemler'de önceki yazılar...