Kaydet
a- | +A

Hikâyemin başlığını “Ahfeş’in keçisi, o ip kimin elinde?” diye yazsam “kimdir bu Ahfeş nedir bu keçi?” diye sorarsınız. Miladi 830’dan söz ediyoruz. “Ahfeş” aslında halk tabiriyle “tavuk karası” olanlara söylenen bir lakap. Ama bu Ahfeş’in şöhreti gözlerindeki kusur değil, keçisinin boynundaki ip iledir.

Rivayet odur ki Ahfeş, bir gün biraz da ilmine güvenerek “Ben hayvanı bile terbiye ederim” diye iddiaya girer. Gider bir keçi alır. Başlar karşısına geçip anlatmaya ve “anladın mı?” demeye.

Ahfeş, keçinin boynuna bir ip bağlamıştır; soruyu sorar sormaz ipi aşağı çekiverir. Keçinin kafası mecburen aşağı yukarı sallanır. Günler ayları kovalar... Ahfeş anlatır, ip çekilir, kafa sallanır… Bir vakit sonra artık ipe gerek kalmaz. Ahfeş sorar sormaz keçi başlar kafa sallamaya.

– Ders hoşuna gitti mi? Keçi kafa sallıyor. Ben büyük bir âlimim, değil mi? Basra’nın en bilgini benim, değil mi? Keçi hep kafa sallar. Halk arasında “Ahfeş’in keçisi gibi kafa sallamak” deyimi işte bu ezbere onayı anlatır.

Gerçekten insanoğlu çoğu zaman kendi hikâyesinin içinde uyurgezer gibi dolaşır. Başkasının hatasına gülerken, kendi boynundaki o görünmez ipleri fark edemez. Hayatın keşmekeşinde, bazen sadece alışkanlıktan, bazen “aman tadım kaçmasın” diye her söyleneni onaylayıp geçer...

Oysa eskilerin “irfan” dediği şey, sadece duymakla değil; durmakla olur. Hakikat, aceleye gelmez. Bir söz, insanın kalbine inmediği müddetçe sadece sestir. Ne zaman ki insan duyduğunu tartar, ölçer, içine çevirir; işte o zaman söz, bilgi olmaktan çıkar, hikmete dönüşür. Bu yüzden mesele kimsenin yanlışında değil, insanın kendi dikkatindedir. Bazen bir cümleyi hemen kabul etmek yerine, biraz beklemek gerekir. Bazen başı sallamak yerine, kalbi yoklamak… Bazen de susup düşünmek. Zira herkesin boynunda bir ip yoktur belki ama her insanın elinde bir irade vardır.

Selman Devecioğlu

ŞİİR

Necip milletimiz

Mazlumlara, masumlara, insana, insanlığa,

Dağlara, denizlere, ırmaklara, göllere, ovalara,

Ormanlara, kuşlara, yurduna, kurduna

Realiteye, kültüre, sanata, edebiyata,

Medeniyete, dine, ilme, ahlaka dosttur

Yılan değil...

Binlerce yıldır; ilmiyle, inancıyla,

İdealleriyle, umutlarıyla, kaleleriyle,

Kuleleriyle, birlik ve beraberliğiyle,

Ordusuyla, polisiyle; bayrağıyla, namusuyla,

Şerefiyle, şanıyla; kültürüyle, hürriyetiyle

Haysiyetiyle, adaletiyle, merhametiyle,

Kuvvetiyle, şanlı devletiyle vardır,

İnşallah ilelebet de var olacaktır...

Yalan değil...

Durdu Şahin-(Şair-Yazar)

TARİHTEN BİR YAPRAK

FÂZIL MEHMED PAŞA: Dağıstan’da Rus birliklerine karşı çete savaşlarına katılan Türk komutan. Şeyh Şâmil’in yakın akrabalarından olup Dağıstan’da doğdu. Ruslar Kafkasya’yı işgal ettikleri sırada Şeyh Şâmil’le beraber yıllarca vatan savunmasına katıldı. Ancak Çarlık Rusya’sına karşı giriştiği bu amansız mücadelede esir düştü. Esaret hayatında Rusya’da askerî bir okulda eğitim gördü. Daha sonra Çar’ın muhafız kıtasında görev yaptı. Türkiye’ye geçtiği zaman kolağası rütbesiyle Osmanlı ordusuna katıldı. Birçok savaşta başarılar kazandı. 1882 yılında liva rütbesiyle Belgrad’a gönderildi. Sonra Musul ve Bağdat’ta görev aldı. Sonra Ferik sonra da 1. Ferik rütbesiyle ödüllendirildi. Ordudan ayrılmıştı. 1914’te I. Dünya Harbinde ihtiyaç oldu yeniden orduya katıldı. Önce Kafkas, sonra Irak cephesinde süvari komutanlığı görevi verildi. İyi ata binmesi, iyi silâh kullanması ve cesareti ile tanınan Fâzıl Mehmed Paşa, 1915 yılında vefat etti. Kabri Bağdat’tadır. Köprülüler ailesiyle ilgisi yoktur.

Yetenekli Kalemler'de önceki yazılar...