Kaydet
a- | +A

Eskiden insanlar sadece kendini değil eşyayı bile yormaktan hayâ ederlerdi evet. Kapıyı sert kapatmaz, suyu hoyratça dökmez, ekmeği hürmetsize kesmezlerdi. Hayatlarında bir letafet vardı. Şimdi ise hızın içinde zarafet kayboluyor.

Belki de bu yüzden insanın içi bu kadar gürültülü… Tasavvuf ehli der ki:

“Kalp, dünyayı çok taşıyınca yorulur.”

Hakikaten de öyle değil mi? Her şeyi omuzlamaya çalışıyoruz. Her derde yetişmek, her şeye sahip olmak, herkese yetişmek istiyoruz. Sonra da tükeniyoruz. Çünkü insanın kalbi dünya kadar büyük değil…

Bazı yükleri zamana bırakmak gerekir. Bazı acıları duaya… Bazı yaraları ise Allah’a…

Dinlenmek biraz da tevekküldür aslında. Her şeyi kontrol edemeyeceğini kabul etmektir.

Şimdi herkesin yüzünde görünmeyen bir yorgunluk dolaşıyor. Gençler yorgun, yaşlılar yorgun… Çocukların bile gözlerinde başka bir telaş var artık. Çünkü bu çağ insana durmayı öğretmiyor. Sürekli koşmayı öğretiyor.

Hâlbuki bazen durmak gerekir…

Bir ağacın gölgesine oturup göğe bakmak… Bir annenin duasını sessizce dinlemek…

Bir mezar taşının önünde hayatı yeniden düşünmek… Bir seccadenin üstünde dünyayı kalbin dışına bırakabilmek…

Modern insan çok şey biliyor ama huzuru bilmiyor. Çok konuşuyor ama kendisini dinlemiyor. Çok görüyor ama tefekkür etmiyor. Hâlbuki insanın ruhu da su gibi… Durulmadan berraklaşmıyor…

Velhasıl kıymetli dostlar…

Bu çağın en büyük hastalığı yorgunluktur. Fakat bu yorgunluk kaslarda değil, gönüllerdedir. Ve gönlün ilacı ne gürültüdedir ne kalabalıkta ne de bitmek bilmeyen tüketimde…

İnsan biraz yavaşladığında, biraz sustuğunda, biraz Rabbine yöneldiğinde içinde kaybolmuş bir bahar yeniden filiz verir.

Belki de uzun zamandır ihtiyacımız olan şey tam olarak budur:

Biraz sükût… Biraz tefekkür… Biraz dua… Ve biraz da gönül istirahati…

Selman Devecioğlu

ŞİİR

Bir zamanlar

O hasırda ben de yattım bir zamanlar,

O simidi ben de sattım bir zamanlar,

O duyguyu ben de tattım bir zamanlar,

Şimdi böyle oldum, hiçtim bir zamanlar.

O yağmurda ben de koştum bir zamanlar

O çamurda ben de düştüm bir zamanlar

O hamurda ben de piştim bir zamanlar

Şimdi böyle oldum, harçtım bir zamanlar

O tohumu ben de ektim bir zamanlar

O fidanı ben de diktim bir zamanlar

O sevdayı ben de çektim bir zamanlar

Şimdi böyle oldum, saçtım bir zamanlar

O hayvanı ben de güttüm bir zamanlar

O ocakta ben de tüttüm bir zamanlar

O yazıya ben de gittim bir zamanlar

Şimdi böyle oldum, geçtim bir zamanlar

O yerlerde ben de kaldım bir zamanlar

O hâllerden ben de oldum bir zamanlar

O kullardan ben de kuldum bir zamanlar

Şimdi böyle oldum, göçtüm bir zamanlar

O yollardan ben de geçtim bir zamanlar

O sulardan ben de içtim bir zamanlar

Ve bir hışım gibi geçtim bir zamanlar

Şimdi böyle oldum, gençtim bir zamanlar

Harun Karagülmez-Tekirdağ

MERAKLI BİLGİLER

MORS ALFABESİ: Samuel Finley Breese Morse isimli Amerikan sanatkârı ve kâşifinin kendi ismiyle bilinen alfabesidir. Harf, sayı ve noktalama işaretlerinin gönderilmesinde ve alınmasında kullanılan çizgi ve noktalardan ibaret olan alfabe şeklidir. 1840’ta elektrikli telgraf haberleşmesinde kullanılmak üzere geliştirilmiştir. 1851’de Mors alfabesi standartlaştırılarak milletlerarası şekle getirilmiştir. Mors alfabesi özellikle, deniz ulaşımında, radyo, telgrafta, hareketli vâsıtaların haberleşmesinde ve ışıkla karşılıklı haberleşmede kullanılırdı. Ancak, uyduların uzak mesafeler için bile ses haberleşmesini mümkün kılması, alfabenin eski önemini zayıflatmıştır.

Yetenekli Kalemler'de önceki yazılar...