Kaydet
a- | +A

“İnsanlara nereye gideceklerini söyleyip oraya nasıl gideceklerine kendilerinin karar vermesini sağlarsanız, alınacak sonuçlara hayran kalırsınız.” General George Patton

Eğitim görmemiş, okuma yazma bilmeyen, “cahil” dediğimiz kişilerin yanlışları hoş değilse de, “kusurlarını tahsil yapmamalarına” yükleyebiliriz.

Yıllarca okumuş, yaldızlı diplomalar almış, kariyer sahibi insanların yaptıkları; “kötülükleri, kabalıkları, hileleri, yalanları, aldatmaları” nasıl açıklayacağız?

-“Çürük bina yapıp kaliteli ve lüks tarifeden insanlara pazarlayan”, “Talaşı, soya fasulyesini kıyma diye satan”, “Yoğurda kireç katan”, “kahve diye nohut tozu pazarlayan”, “ATM’lere kamera yerleştirerek emeklinin maaşını çalan”, “Yaşlıların parasını almak için yerlerde sürükleyen” vb. insanların tamamı aslında okuryazar ve tahsilli kişilerdir.

Öyleyse okumaya, ilme kötü gözle mi bakmalıyız? Elbette ki hayır! Fakat eğitimin içinden; “değerler, ahlak, inanç... gibi manevi kısımlar” ayıklanırsa, “sosyalleştirme ve kültürlenme” boyutu ihmal edilerek, “bilgi yükleme” dediğimiz “öğretim” yönüne ağırlık verilirse, ilmin ruhu alınarak, sadece beden kısmı inşa edilir. Ruhsuz beden de hiçbir şeye yaramaz.

“Eğitim, bireyleri topluma rahat ve mutlu şekilde uyacak davranışlar kazandırmaya, yarınların toplumuna hazır esneklikte düşünme gücü ve becerisine sahip davranışlar kazandırmaya yarayan planlı ve kasıtlı öğretim faaliyetlerinin tümünü içeren bir süreçtir.”

Zihinlere manevi duyguların şifreleri kodlanamazsa, kötülük tohumları dal budak salarak insanların huyunu, karakterini zehirler. Böyle insanlardan hep kötülük ve çirkinlik nehirleri akacağından, toplum denizine karışarak durmadan bulandırır.

Neticede; "Ben dilediğimi yaparım, hayat benim değil mi, kimse karışamaz, bana ne başkalarından!" gibi düşünen, kendilerini merkeze alan, “doyumsuz, isyankâr, bencil, nefret ve kin duyan” insanlar ortaya çıkar. Böyle kalplerde, acıma, merhamet şefkat ve sevgi oluşamaz.

Bunun sonucu olarak:

-Tahsil yapmış, mesleğinin inceliklerini iyi bilen fakat “organ kaçakçılığı yapan doktorlar”...

-Bilgisayarı çok iyi kavramış ancak, insanlığın yararına kullanmak yerine, “insanların hesaplarına girerek paralarını çalan mühendisler”... 

-“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diye düşünen nemelazımcılar” daha da acısı; “uyuşturucu tacirliği yapan bedbahtlar”, “çocuk dilendiren merhametsizler”, “döven, öldüren vicdansız robotlar” vb. üretilir.

Sevgiyle kalın…

            Seyfettin Karamızrak-Maarif Müfettişi

 

 

 

ŞİİR

 

  Köyüme Sevdalıyım

 

Yağmur olur damlalardan

Dere coşar yatağından

Akara bayır tarafından

Köyümü çok seviyorum

Bahar gelir sesler başlar

Tarla bahçe çiçek açar

İnsan tazelenir coşar

Burayı çok seviyorum

 

Çocukluğum burda geçti

Yaşım aklım yarı oldu

Dertten gönlüm hüzün doldu

Burda ölmek istiyorum

 

Gözlerimden gitmez anlar

Dünü hatırlarım dostlar

Dilde kaldı mutluluklar

Çok şey demek istiyorum

 

  Sinan Korkmaz-Düzce

 

 

 

 

ENTERESAN BİLGİLER

 

DARÜLACEZE: Kadın-erkek, fakir, sakat ve kimsesiz çocukları korumak için, Sultan II. Abdülhamid Han zamanında yaptırılarak hizmete sunulan düşkünler yurduna verilen isimdir.

Darülaceze’nin temeli, 7 Kasım 1892 tarihinde Kâğıthane’de, atış alanı sırtlarında atılmıştır. Yapıldığı devirde yönetimi, Dâhiliye Nazırlığına (İçişleri Bakanlığına) bağlanmıştı. Üyelikleri ise; Vakıflar İdaresi, Müftülük ve Zaptiye Nezareti tarafından seçilen birer memurdan olurdu. Bundan başka ayrıca, Darülaceze’de Ermeni, Rum, Katolik ve Yahudi azınlıkları da birer temsilci bulundururlardı. Kurul, hiç ücret almadan görev yapardı. Günümüzde Darülaceze İstanbul Belediyesine bağlı olarak 1946’da kurulan bir döner sermaye işletmesi ile yönetilir. Darülaceze 28.500 metrekarelik bir alan üzerine 25 yapı hâlinde kurulmuştur. Bunlardan önemlileri şunlardır: Bir Müdüriyet binası, 3 hastane, 1 çocuk yuvası, 5 düşkünler pavyonu, 1 câmi, 2 hamam ve diğer ihtiyaçlar için kullanılan başka binalardan ibarettir...

ÖNE ÇIKANLAR