En “kabiliyetsiz” denilen insanın bile mutlak bir başarı hikâyesi vardır… Bugüne kadar başarının yeterince tarifi yapılmıştır herhâlde. Arif olana tarif gibi olmasın ama zaman, mekân ve imkân. Bu üçü bir araya geldiğinde, fıtratta kabiliyet de varsa, başarı kaçınılmazdır.
Şimdi biz "nasıl başarılı olunur” anlatımını başarılı insanlara bırakalım. Bunun yerine, günümüzde hem başarıya engel hem de üzüntüye sebep olan yeterince takdir etmemenin eksikliğimden bahsedelim.
Hayatımızda hemen her gün ihtiyaç duyduğumuz, arzu ve heyecanla bir işe başlarken ya da yaptığımız işlerin sonunda, alacağımız en güzeli ödül, takdir edildiğimizi hissettiren, güzel sözlerdir.
İnsanları cesaretlendiren, heveslendiren ve severek yapmasını teşvik eden samimi küçük bir iltifat bile, ona değer verildiğinin anlaşılması içindir. Bu sadece daha iyisini, daha güzelini yapması için bir teşvik değil ona istediğini yapabilecek güveni vermek içindir. Neticede; başarmaktan ya da kazanacağı ödülden daha önemli olan yaşayacağı sevinç ve mutluluğun kendine olan güvenini artıracağına inanması içindir.
Üstelik çabasının takdir edileceğini bilmesi, yapacağı işteki şevkinin artması içindir. Ödüllendirilmeyen davranışlar zamanla körelmeye mahkûmdur. Ailesini mutlu etmek için çabalayan bir çocuğu “Aferin" diyerek takdir etmemek, kendisini değersiz hissetmesine sebep olacaktır.
Herkes bir şekilde takdir edilmeyi beklese de maalesef ki artık günümüzde içten bir iltifat etmek ya eleştiriler kadar yapılmıyor ya da çok ihmal ediliyor!..
Sanki bizler daha iyisini, daha güzelini mükemmel yapan, her işte başarılı uzman gibi eleştirmekle kalmıyor, üstelik insafsızca yargılıyoruz.
Peki eleştirmekle, gerçekten ne kazanıyoruz? Takdir etmekle ne kaybediyoruz?
Yaşı, cinsiyeti, mesleği, işi, makam ve mevkii ne olursa olsun, kendisine iltifat edildiğinde, ondan beklenenden daha fazlasını yapamayacak insan yoktur!..
Oysa unutmayalım ki, “Marifet iltifata tabidir. İltifatsız meta zayi olmuştur" Gelin şimdi sevdiklerimizin çabalarını, yaptıklarını takdir edelim. Heveslerini kıracak, üzecek şekilde eleştirerek de asla kimseye bunu yapmayalım.
Madenci-İzmir
ŞİİR
Kalbim
Yârim girdi ya dünyama
Kalbim artık gıcır gıcır
Kuvvet geldi sol yanıma
Kalbim artık gıcır gıcır.
Yalnızlığı savuşturdum
Acıları buruşturdum
Gözlerimi konuşturdum
Kalbim artık gıcır gıcır.
Garip gönlüm şenlendirdi
Duygularım demlendirdi
Kalemimi dillendirdi
Kalbim artık gıcır gıcır.
Yaza döndü benim kışım
Hep kaynıyor sıcak aşım
Ağrımıyor dertsiz başım
Kalbim artık gıcır gıcır.
Nöbetçi der; bahardayım
Hiç bitmeyen rüyadayım
Renkli farklı dünyadayım
Kalbim artık gıcır gıcır.
Nöbetçi Şair (Şahin Ertürk)
TARİHTEN BİR YAPRAK
ÇAKA BEY: İzmir fâtihi ve Anadolu Selçuklu Devletinin müstakil beyi. Oğuzların Çavuldur boyuna mensup olan Çaka Bey, Malazgirt Zaferini takiben Anadolu’nun fethi işine girişen Selçuklu kuvvetlerinden ayrı olarak yaptığı savaşların birinde Bizanslılara esir düştü. İmparator Üçüncü N. Botaniates’in dikkatini çekerek saraya alındı. Burada çok büyük ilgi gördü ve serbestçe hareketlerde bulunmasına izin verildi. Grekçeyi öğrendi. Bizans deniz kuvvetlerini inceledi. 1081 yılında Bizans tahtına İmparator Aleksi Komnen geçince hürriyetine kavuştu. Çaka Bey 1081 yılında elindeki kuvvetlerle İzmir’i kuşattı ve Bizanslılardan aldı. İzmir’de beylik kurarak sınırlarını genişletmek için mücadeleye başladı. İki üç yıl içinde geniş sahil boyunu sınırları içine aldı. Çaka Beyin hedefi Ege Denizinde hâkimiyeti sağlamaktı. Bu sebepten İzmir ve Efes tersanelerinde, bir kısmı yalnız kürekli, diğer kısmı yelken ve kürekle hareket eden 40 parçadan meydana gelen ilk Türk filosunu kurdu.

