İnsan, ömrü boyunca etrafından gelen seslere ve tavırlara göre şekil alır, sevilmek, takdir edilmek ister. Ancak bu beklenti karşılıksız kaldığında yahut umulmayan bir muameleyle yüzleştiğinde derinden sarsılır. İç âlemde beliren o kırgınlık hissi, aslında kişinin kendi nefsinin ve enaniyetinin bir tezahürüdür. "Bana neden böyle davrandı?", "Ben bunu hak etmedim" düşünceleri, kalbin hâlâ kendi merkezinde dönüp durduğunun, nefis kalesini koruma telaşında olduğunun açık göstergesidir. İnsanın nefsiyle olan bu bitmek bilmez imtihanı, ruhun en derin huzurunu ararken düştüğü çetin yolları ve kalbin girdiği zikzaklı sokakları gözler önüne serer.
Bu hakikat, Necip Fazıl Kısakürek'in mısralarında en derin manasını bulur. “Hep nefs çıkar karşıma, ölüp ölüp dirilsem; İnsandan kaçmak kolay, kendimden kaçabilsem...” Öfke anında söylenen sözler ve yapılan fevri işler, insanı dönüşü olmayan çıkmazlara sürükler. Atalarımızın "Öfke gelir baş kızarır, öfke geçer yüz kızarır" sözü, o ani parlamanın insana akıl tutulması yaşatıp sonrasında nasıl derin bir utanç bıraktığını ne güzel özetler.
Hayati İnanç'ın sıkça vurguladığı "Fırın tava geldi hamur tükendi, akıl başa geldi ömür tükendi" ifadesi de bu fevriliğin açtığı ziyanı gözler önüne serer.
Şu yalan dünyada bir yel esimlik ömür duruyorken bu kavga, bu gurur, bu öfke niye? İnsanın bu faniliği idrak edip nefsini frenlemesi gerekir. İslam dini, insanın duygularını yok saymaz aksine onları hikmetle dengeler.
İnsan, kendi iddia ve beklentilerinden sıyrıldığı ölçüde selamete erer. Gönül evini hırs, kibir ve öfkenin zehrinden arındıranlar, rüzgâr ne kadar sert eserse essin köklerinden sökülmeyen ulu çınarlar gibi sükûnete erer. Çünkü asıl erdem, fırtınalara meydan okumak değil, kalbin limanında dindirdiği dalgalarla ebedi huzura kavuşmaktır.
Gülçin Köker- İstanbul
ŞİİR
Sevgi
Bizim sevgimiz ölmez sevdiğim...
Bedenlerimiz ayrı olsa da sevdiğim...
Bizim gönül bağımız ezelden sevdiğim...
Öyle ki ezelden, ebede kadar biriz sevdiğim...
Ben seni senden öte can eyledim...
Ömrünü, ömür bilip sahiplendim...
Vazgeçmem senden geçemem...
Ömrüme ömür oldun sen sevdiğim...
Sensiz bir hayat düşünemem can...
Her aldığım nefes, nefesime derman...
Huzurum sen mutluluğum sensin...
Benim tek cananım canım sensin.
Rumuz-Gülbahçem
TARİHTEN BİR YAPRAK
FÂZIL MEHMED PAŞA: Dağıstan’da Rus birliklerine karşı çete savaşlarına katılan Türk komutan. Şeyh Şâmil’in yakın akrabalarındandır. Dağıstan’da doğdu. Ruslar Kafkasya’yı işgal ettikleri sırada Şeyh Şâmil’le beraber yıllarca vatan savunmasında bulundu. Bu mücadelede Çarlık Rusya’sına esir düştü. Esir iken Rusya’da askerî bir okulda eğitim gördü. Daha sonra Çar’ın muhafız kıtasında görev yaptı. Türkiye’ye geçtiği zaman kolağası rütbesiyle Osmanlı ordusuna katıldı. Birçok savaşa katılarak başarılar kazandı. 1882 yılında liva rütbesiyle Belgrad’a sonra Musul ve Bağdat’ta görev verildi. Buralardaki başarılar sebebiyle önce ferik sonra 1. Ferik rütbesiyle ödüllendirildi. 1914’te ordudan ayrılmıştı. Dünya savaşı çıkınca yeniden orduya çağrıldı. Önce Kafkas sonra Irak cephesinde süvari komutanlığı yaptı. İyi ata binmesi, iyi silah kullanması ve cesareti ile tanınan Fâzıl Mehmed Paşa, 1915 yılında vefat etti. Fâzıl Ahmed Paşa ve Fâzıl Mustafa Paşa gibi isimleri olan Köprülüler ile bir ilgisi yoktur.

