Bereket kavramı üzerine konuşmuştuk dün. Bugün aynı konuya devam ediyoruz. Bazı insanlar vardır; kısacık ömürlerine sayısız hayır sığdırırlar. Bazıları ise uzun yıllar yaşar ama geride anlamlı bir iz bırakmaz. Farkı oluşturan şey süre değil; vakfedilmişliktir. Ömrünü emanet bilen, zamanını hoyratça harcamaz. Onun zamanı bereketlenir.
Mal da böyledir.
Malın bereketi çokluğunda değildir. Helâl kazançta, kul hakkından sakınmakta, paylaşmakta ve infakta gizlidir. Paylaşılan mal eksilmez; bilakis anlam kazanır. Modern çağ ise henüz kazanılmamış parayı harcamayı normalleştirdi. Borçlanarak tüketmek, gösteriş için yaşamak, statü uğruna harcamak… Bunların hiçbiri huzur getirmedi.
Daha fazlasına sahip olma arzusu, kalıcı bir doyumsuzluk üretti. Yetinmeyi unuttukça tatminsizlik arttı. Söz de bereketten nasibini alır.
Bazı sözler söylenir ve unutulur. Bazıları ise asırlar boyunca yankılanır. Hazreti İbrahim’in hacca daveti hâlâ sürüyor. Hazreti Muhammed’in tevhit çağrısı hâlâ gönüllere ulaşıyor. Çünkü o sözler samimiyetle, adanmışlıkla söylendi. Bir nimet, yüce bir gaye için kullanıldığında bereketlenir.
Bugün asıl kaybettiğimiz şey, bereket ile açgözlülük arasındaki dengedir. Bereket, yeniden öğrenilebilir bir değerdir. Bunun yolu çok büyük adımlardan geçmez:
Şükretmek…
Paylaşmak…
İhtiyacın kadarıyla yetinmek…
İsraftan kaçınmak…
Zamanı bilinçli kullanmak…
Bereket, sadece sofrayı değil; ruhu da doyurur. Modern dünyanın tüketim çarkları arasında ezilmemek için elimizdekine kıymet vermeyi yeniden öğrenmemiz gerekiyor. Çünkü mesele çok şeye sahip olmak değil; sahip olduğumuz şeyle huzur bulabilmektir. İşte bereket tam da budur.
Selman Devecioğlu
ŞİİR
Mahşere kaldı...
Yüreğim çâk etti didârın görünce,
Diden pûrnûrdur ışık saçar âleme,
Anka-i aşk geldi kondu dilhâneme,
Aşkımız gayrimümkün kaldı mahşere.
Ayrılık deryasında yüzer gemimiz,
Bu sevdaya ol feda birimiz binimiz,
Dillere destan olmuş memnu sevgimiz,
Aşkımız gayrimümkün kaldı mahşere.
Saadet-i seniyyem gidelim buralardan,
Dileğim kavuşmaktır yüce Hüda’dan,
Girye-i demim akar enhar-ı aşktan (aşk nehirleri),
Aşkımız gayrimümkün kaldı mahşere.
"HUDAVENDÎ" Kahap Mert Demirbaş
UNUTULMAZ KELİMELER
GAYRİMÜMKÜN: Gayr kelimesi başına geldiği Arapça sıfatlara 'olmayan' anlamı katarak Farsça çeşitli tamlamalar meydana getirir: Gayrimümkün: Mümkün olmayan, Gayrimemnun: Memnun olmayan, Gayrimenkul: Nakledilemeyen, taşınamayan.
ÇAK ETMEK: Çak: Yırtmak, yırtık. Çak etmek: Yırtılmak, parçalanmak
DİDAR: 1. Yüz, güzel yüz, çehre 2. Görünüş, tecellî 3. tasavvuf. Cenab-ı Hakk’ın müminlere vadettiği görünüşü, tecellisi.
DİLHANE: Gönül evi,
Memnu: Menedilmiş, yasaklanmış, yasak.
SAADET-İ SENİYYE: Seniyye: yüksek, yüce, ulu, âli. Saadet-i saniyye: İkinci mutluluk.
GİRYE-İ DEM: Girye: 1. Ağlama, ağlayış 2. Gözyaşı Dem: Vakit, zaman, an, çağ. Girye-i dem: Ağlama vakti.
ENHAR-I AŞK: Enhar: Nehirler, Kur'ân-ı kerimde cennetlerin altlarından akan ırmaklar.

